İKTİDAR – 1

Foucault

Foucault’da İktidar

Foucault, iktidarın bir töz olmadığını bir karşılıklı ilişki olduğunu savunur. “İktidar yalnızca bireyler arasındaki bir tür ilişkidir. Bu tür ilişkiler spesifik ilişkilerdir; yani mübadeleyle, üretimle, iletişimle hiçbir ilgileri yoktur; ama onlarla birleştirilebilirler. İktidarın karakteristik özelliği, bazı insanların başka insanların davranışlarını az çok bütünüyle (ama asla tamamen ya da zorlamayla değil) belirleyebilmeleridir”.1 Tamamen çıplak zorun bir insan üzerinde uygulanması, iktidar değildir O’nda. Ama kendisine yaptırılmaya çalışılan şeye ikna edilmişse iktidarın söz konusu olduğunu savunur, Foucault. İktidar uygulanan kişi, ikna olduğu gibi itiraz da edebilir. Bu potansiyel iktidarın koşuludur (Foucault). Yukarıdaki ifadede Foucault, iktidarı bireyler arasındaki ilişki olarak tanımlarken, bunu insan grupları olarak da okumak gerekli, zira ileride kadınlar üzerinde erkeğin, nüfus üzerinde bürokrasinin, bir sınıf üzerinde başka sınıfın iktidarından bahsindeki, “iktidarın üretimle, mübadeleyle ilgisi yoktur” ifadesi ile çelişkilidir. Bu tür bir iktidar algısı ile devlet iktidarının anlaşılması oldukça güç olacaktır. Ancak, Foucault bir devlet teorisi ile ilgilenmeden devlet iktidarının rasyonalitesine göndermelerde bulunur.

Batıdaki devlet tahayyülünün oluşmasında önemli olan hristiyanlıktaki sürü-çoban analojisine değinir Foucault. Siyasi iktidar ve pastoral iktidar ayrımı yapar; ilki hukuksal özneler üzerinde uygulanır, merkezleştiricidir. Siyasi formu devlettir. Pastoral iktidar ise bireyler arasındaki bir ilişki formudur. Bu ikisi arasındaki uyumun farklı görüntüleri devletin eğilimi belirler. Örneğin refah devletini bu şekilde ele alır. Pastoral kavramı etimolojisi çobanlıkla ilgilidir. Hristiyanlıktaki, şefkatli, doğruyu gösterici, otoritesi tartışılmaz, koruyucu, kollayıcı olan Kutsal Kitab’ın meşhur eğretilemesine gönderme yapılır.2

Foucault’un öncelikli amacı öznenin oluşumunu araştırmaktır. Kendisi böyle ifade eder. Bunun için iktidarı neyin meşru kıldığını sormak, iktidar analizine girmek kaçınılmazdır. Konu siyasi iktidar olunca, onun rasyonalitesi üzerinde durmak gerekiyor. Foucault, bir bütün olarak siyasi iktidarın rasyonalitesini sorgulamak yerine, kendi tarihselliği içinde, farklı alt alanlar çerçevesinde analiz etmeyi uygun buluyor. Bunun için de bu alanlara ilişkin iktidar biçimlerine karşı direniş biçimlerinden yola çıkıyor. Bu strateji O’nun deyimiyle “iktidarı kendi içsel rasyonalitesi açısından analiz etmekten ziyade, iktidar ilişkilerini, stratejilerini uzlaşmazlığı aracılığı ile analiz etmekten oluşur.”3 Bu, gerçekliği anlamak için karşıtını analiz ederek anlamaya çalışmaktır; aklı başındalığı, deliliği analiz ederek; yasallığı, yasadışılığı analiz ederek; ikridarı, iktidara direnişi analiz ederek anlamak. (Foucault)

Amacımız Foucault’un iktidar analizinin özetini sunmak değil. Fakat iktidar anlayışını kavramak ve yol açıcı olabilecek tartışmalarda konum belirlemek için bazı noktalar üzerinde durmak istiyoruz. Foucault’da yukarıda belirttiğimiz gibi muhalefet biçimlerini analiz etmek, iktidar biçimlerini analiz etmenin bir yöntemi olarak konuluyor. Bu muhalefet biçimlerinin bazı ortak özellikleri bulunmaktadır. Örneğin Marksizmdeki gibi sorunlar üretim tarzına havale edilmez, buna yönelik bir muhalefet biçimi önermez. Sınıf mücadelesi olarak yorumlanabilecek, bireylerden ürettikleri ürünleri ayıran sömürüye karşı mücadele sadece bu muhalefet biçimlerinden biridir. Bu kendiliğinden mücadeleler, iktidarın doğrudan etkilerini hedef alır (Foucault tıp iktidarını örnek verir; tıp zanaatının kâr amacı gütmesi değil de, insanların bedenleri üzerinde denetlenemeyen iktidara sahip olması gibi). Bireyler bir baş düşman aramaz; doğrudan kendilerini etkileyen iktidar biçimini hedefler. Ayrıca, Foucault şunu özellikle vugular ki, bu iktidar biçimi ve onlara karşı muhalefet ediş bireyi özneleştirir. Özne, denetim ve ikna yoluyla bağımlı olabildiği gibi vicdan ya da özbilgi yoluyla kendi kimliğine de bağlanabilir.

Foucault, bu mücadele tiplerini sınıflar: Birincisi, tahakküm biçimlerine karşı mücadele (etnik, dinsel, toplumsal). İkincisi, üretim tarzı içinde sömürüye karşı mücadele. Üçüncüsü, bireyi bağlayan boyun eğdirme biçimlerine karşı mücadele. Bunlar, yalıtık olabildiği gibi, birbirine kaynaşmış olabilir. Faucault’ya göre feodal toplumlarda etnik ve toplumsal tahakküm biçimlerine karşı mücadele, ekonomik sömürüye nazaran merkezdedir, oysa günümüzde, öznelliğin boyun eğdirilmesine yönelik mücadele merkeze yerleşmiştir.

Ortalama bir Marksist, bu tür kendiliğinden mücadele biçimlerinin, doğrudan baskı uygulayana yönelik olması, bir baş düşman aranmaması, bu mücadelelerin büyük dönüşümleri hedeflemeyip reformist olmasını kabul ederken, tüm bunların sınıfsal kökenleri olduğunu, bu mücadelelerin iradi müdahalelerle bir merkezi baş düşmana (devlet) yönelmesi gerektiğini savunacaktır. Foucault da bu itirazın farkındadır, kabul etmektedir. “Tâbi kılma mekanizmalarının sömürü ve tahakküm mekanizmalarıyla ilişkileri dışında incelenemeyeceği besbelidir. Ne var ki bu mekanizmalar yalnızca daha temel mekanizmaların ‘son halini’ oluşturmazlar, diğer biçimlerle karmaşık ve dolaylı ilişkilere girerler”.4 Burada Foucault’nun merkezdeki mücadeleye odaklandığını hatırlatalım; bir Marksist çelişkiye odaklanır. ‘Sömürüye ilişkin mücadelenin merkezde görünmesinin nedeni’ni açıklamaya çalışır, ancak genelde bu kendiliğinden mücadelenin örgütlü müdahale ile toplaşması ile ilgilidir. Foucault ise bu merkezileşmenin nedenini, feodal toplumdan beri gelişen siyasi iktidar biçimi olan devlet olduğunu savunur. Devletin bazı sınıf ve fraksiyonların çıkarını gözeten bir iktidar türü olduğu ve pek çok Marksistin benimsediği fikri kabul eder. Daha önce, devlet iktidarının, devletin bir mücadele alanı ve ekonomik alana göreli olarak özerk olması gerektiği tespitleri ile birlikte ele alınmaksızın araçsalcı olarak ifade edilebilecek hatalı bir anlayışa götüreceğini uzun uzadıya ifade etmiştik. Devlet, bu mücadele biçimlerinin öne çıkmasına yol açıyor olabilir ancak sağlıklı bir analiz için devletin de bu mücadeleler ile oluştuğunu kavrıyor olmak zorunludur. Bahsedilen tüm kendiliğinden mücadele biçimlerini oluşturan koşullar, devletlere özgü spesifik iktidar biçimleriyle şekillenen koşulların ürünüdür. Temelinde ise sınıf ilişkileri vardır. Devlet ile birlikte, Foucault’nun pastoral olarak tanımladığı iktidar biçimleri, bu merkezi iktidara tabi olmuştur. Artık ne dini iktidar ne aile içi iktidar devlet kurumundan bağımsızdır. Şurayı vurgulamak çok önemli; üretim tarzı karşısında devlet ve/veya din kurumları göreli bir özerklik sahibi olsalar da, nihai belirleyici mekanizma üretim tarzıdır. Kapitalist üretim tarzında devlet kapitalisttir, dini kurumlar üretim tarzı ile çelişki taşıyorsa ya iktidar alanları daralır ya da reforma uğrarlar.

Foucault, dini kurumların pastoral niteliğinin kaybolduğunun farkındadır. Ancak bu noktada modern devleti pastoral iktidarın yeni bir biçimi olarak görür. Bu oldukça sorunlu algıyı, insanların yaşam standardını koruma işini devletin üstlenmesiyle ilişkilendirerek yapıyor. Bu, Foucault’nun iç tutarlılığı açısından da sorunludur. ‘Refah toplumu’ndaki bir kapitalist devlete ait bu ‘düzenlemeye ilişkin’ kurumsal roller dahi siyasi iktidara içkindir.

Foucault’nun bu yaklaşımı, O’nun iktidar algısı ile doğrudan ilgili görünüyor. O’nda iktidar bir ilişki, bir tarafın eylemine, diğer tarafın tepkisi olmaksızın ortaya çıkmıyor. Foucault, iktidarın kimlikler değil, insanların eylemleri üzerinde olduğunu söyler. Oysa toplumlar tarihi, sadece kimlikler üzerinde de iktidarın söz konusu olduğunu gösterir. Bazan iktidar (baskıcı taraf diyelim) kimlikleri amaçları doğrultusunda manupule eder, tabi kılar, kıyama uğratır.

Foucault’da iktidar ilişkisi buyuran ve “özgür” olmak durumunda olan buyurulan arasındadır. “Kölelik, insan zincirlenmiş olduğunda değil (bu durumda söz konusu olan maddi bir kısıtlama ilişkisinin dayatılmasıdır) hareket edebileceği ve hatta kaçabileceği zaman bir iktidar ilişkisidir”.5 Burada şunları sorabiliriz: İnsanı özgür kılan ‘hareket edebilme imkanı’ mıdır? Bu imkan her an bir potansiyel olarak mevcut değil midir? Cevabımız evettir. İktidar (Foucault’un kabul edebileceği gibi) bir ikna etme mekanizmasıdır. Bahsettiğimiz alanı siyasal iktidar olarak daraltarak konuşalım, ikna etme süreçleri açık, görünür veya gizli şiddet arka planını içeren maddi bir süreçlerdir. İdeolojiler ile iş görür. İkna edilmiş bireyler için her zaman karşı ikna, başka seslere yönelme ve güç olma olasılığı vardır. İktidarı Foucault’nun kabülleri ile ele alırsak bunları gözden kaçırırız. Foucault’nun polis kavramı ile ifade ettiği, insanı nesne alan yönetim şekli ile feodalizmde öznenin devlet iktidarı tarafından sadece hukuki özne olarak ele alınmasını karşılaştırır. Canlı varlık olarak insanı yönetmenin “polis”e özgü bir evrim olduğunu ifade eder. Kanımca Foucault, sınıf hegemonyası ile devlet iktidarını karıştırıyor. Poulantzas’ın eleştirdiği gibi bir mücadele alanı olarak devlete ve iktidarına yaklaşımda sınıf bakışının diğer iktidarların yanında başka bir veçhesi gibi görmesinden kaynaklanan sorunlar bunlar.6

Foucault, iktidar çalışmalarının genelde yapılanın iktidar analizi değil; iktidarın temsilinin analizi olduğu eleştirisini getirir. İktidar analizi yaparken merkezi bir tek gövde değil, kendi konumu, coğrafyası, tarihi içinde heterojen olan, özgül iktidarların incelenmesini önerir. Bu iktidarları, merkezi bir iktidarın türevi olarak görmemek gerekir (Foucault). Bu spesifik ve yerel iktidarların özelliğinin bir ‘yasaklamak’ ve ‘engellemek’ olmadığını, bunun hukuksal-biçimsel ve dolayısıyla daraltılmış bir anlayış olduğunu savunur. Kurulan hiyerarşi ve kuralların yapısal bir disiplin getirdiğini ve bunun yasaklamaktan farklı bir üretkenlik amaçlı olduğunu, hatta ordu yapılanmasının bile ‘ölüler üretimini’ sağlayan mekanize olmuş ve yasaklamaya dayanmayan bir yapı olması söz konusudur (Foucault).

Foucault’nun bu kurgusunun sorunlu olduğunu söylemeliyim. Bu tip; işyeri, ordu gibi iktidar örneklerinde yapı öncelikle yasaklar ve engeller ile kurulur. Uyum ve benimseme sonra gelir. Disiplin ve rıza bunun rasyonalize edilerek benimsenmesidir.

Nihayet iktidarın devlet aygıtına öncelik vererek analiz edilmesini de eleştirir. Devlet iktidarı bir muhafaza etme mekanizması, bir hukuksal üstyapı olarak analiz edilirse bu iktidarın hukuksal bir olgu olarak tasarlandığı klasik burjuva temanın tekrarı olduğunu söyler Foucault. İktidarın hukuksal üstyapı olması konusu tartışmaya açık olsa da, devlet iktidarının bir muhafaza etme şekli olduğu kesindir. Foucault, devlet iktidarının özgünlüğünü ve diğer yerel iktidarları nasıl etkilediğini gözden kaçırıyor. Bu devlet iktidarının bir sınıf mücadelesi alanı olmasını ve sınıflar olgusunu yeterince dikkate almamasından kaynaklanıyor. (Bu konuda Poualntzas’ın eleştirilerini hatırlayalım).

‘İktidar’ın bir karşılıklı ilişki olduğunu ve rızanın bu ilişkiye dahil olduğunu kabul etmeliyiz. İktidarı bir şekilde sadece gönüllü rızaya dayandırmak (Foucault gibi) bizce yetersiz kalsa da, iktidar ilişkilerinde ‘iktidar uygulanan’ın da bir rasyonalite ile – konumuz dışında ve uzmanı değiliz ama – bir bilinçdışı rasyonalite ile hareket ettiğini de anlamalıyız. Bazan hayatta kalmak için, bazan günlük güvenliğinin korunması karşılığında, gelecek kaygısını gidermek için razı olma durumu ortaya çıkar. Ancak tüm bunların geri planında bir şiddet söz konusudur. Ayrıca gerçekliğin, kitlelerin hareketi, üretim koşulları ve diğer tüm ilişkiler ile belirlenen bir yapı olduğunu kabul ediyorsak, devlet gibi merkezi ve sofistike bir iktidarın tüm bu yerelleri belirleyen bir koşul olduğunu kabul etmeliyiz. Burada rıza çok farklı mekanizmalarla ortaya çıkabilir. Lacan, arzuyu dışsallaştırır, ihtiyaçtan soyutlanan talep olan arzu, aslında başkasının referansı ile oluşur. Devlet karşısında, onu içselleştirmiş kitlelerin arzusu nasıl ki, onların nesnel çıkarı ve konumu ile ‘çelişen’ bir takım eylemler olarak ortaya çıkıyorsa.

Kant’ın ‘Aydınlanma Nedir?’7 metninde ‘devrim’ hakkında söyledikleri bu anlamda ilginçtir. Devrimin, bir zorunluluk olmayıp, çok farklı olağanüstü koşuların bir araya geldiği bir karmaşık kavganın devrimi yapanlar tarafından kaznılması anı olması dışında, tüm süreç dikkate alındığında ödenmesi rasyonel olmayan bedeller gerektirir. Devlet tarihteki bu ‘sapmaların’ farkındadır ve temel güdüsü kendini korumaktır. Devlet iktidarının başka kalıplara sığdıramayacağımız özgünlüğü burada ortaya çıkar. Bu bedelleri sürekli hatırlatır. Devletin başkaldıranlara yönelik, liberal kafaların algı sınırlarının ötesine vararak uyguladığı orantısız şiddet, çoğu zaman kitlelere bunu hatırlatma, unutturmama ve şekillendirme amaçlıdır. Foucault’un bağımsız olarak ele aldığı hapishane sistemi tamamıyla olmasa da, önemli boyutuyla budur. Bu özgül iktidar, tarih, kültür, devlet içindeki sınıf ve fraksiyon mücadelesinin seyri, coğrafya gibi çok farklı etkenlerle belirlenen, çok karmaşık bir mekanizmadır.

İktidar ve devlet iktidarı ile devlet iktidar tahayyüllerine ilişkin tartışmayı sürdüreceğiz.

Özgür Elibol

1Foucault – Özne ve İktidar (Ayrıntı Yay. s56)

2Bu eğretilemenin Yahudilik, Yunan ve Roma’da görümü ile ilgili derimler sunar Foucault – Özne ve İktidar.

3Age. s.61

4Age.

5Age.

6Age. ‘polis’ kavramının Foucault’nun burada bahsettiği algılanışı, günümüzde devletin toplumsal hayata ilişkin düzenlemeleri, yerel yönetimlere devredilmiş bir takım kamusal işler ve zabıta görevleri gibi algılanmalı. Biyo siyaset olarak tanımlar bunu. Karşısında olumsuz yönünü ifade eden, politik vardır. Yani ölümü, katletme yetkisini de içeren siyaset. Bunlar bizce karşıt değil, devlet iktidarının veçheleridir. Nereye evrileceğini koşullar, devleti ve ideolojisini oluşturan tarih, bir mücadele alanı olarak ilişkiler belirler.

7Metnin tümü hakkında fikir belirtmediğime dikkat çekeyim, metin üzerinden karşı devrimci bir okuma söz konusudur. Foucault da metni bu tür bir okumaya karşı konumlandırır: “gelecekteki tarih açısından, devrim ilerlemenin sürekliliğinin güvencesidir.” (age. s.171)

Genel içinde yayınlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s