SOYUTLAMA Bir realist yorum

SOYUTLAMA

Bir realist yorum

Andrew Sayer

çev: Özgür Elibol

images.duckduckgo.com

Teorik ve empirik, soyut ve somut arasındaki ilişkiler, Marksizmde daima bir sorunsal olmuştur. Marx’ın sadece görünüşe dayanan bilgiyi küçümserken kastı, gözlemin teori-nötr olduğunu savunan empirisist öğretiyi kabul eden az sayıda marksistir. Ama buna karşıt bir şekilde, marksistler arasında bu doktrinin reddi konusunda bir fikir birliği var olduğu ve sık sık kolaylıkla ‘öz ve görünüş’ ve ‘altta yatan’ yapı ve sebepler hakkında sözler sarfedildiği halde, empirik ve teorik arasındaki ilişkiler ve marksist kavramların statüsüne ilişkin alternatif görüşler hakkında pek fazla fikir birliği yoktur. Bilim felsefesinde bu çevredeki empirisist fikirlerin kökten altının oyulması, sarsıcı olmuştur, özellikle konvensiyonalizm biçiminde idealizme yönelmeler üretmiştir. Deneyime dayanan bilginin kesinliği algısındaki tehlikeli cehaletten vazgeçilmesi, bilginin söylem dışı kontrollere tabi tutulmadığına inanılan muhtemelen daha tehlikeli görüşlere yol açmıştır.

Felsefe düzeyinde bu kriz, kuşkusuz ki marksist araştırmaların içeriğine etki yapmıştır. Son zamanlardaki marksist çalışmanın önemli bir özelliği empirik araştırmalardan geri çekilmesi ve soyut teorik kavramların (hatta yeni çalışma nesneleri -devlet gibi- gündemde olduğunda bile) süregiden yeniden yapılanmasına doğru içe dönüştür. Aksi halde bir çeşit, somutun özgüllüklerinin soyut kategorilere indirgendiği ‘sözde somut‘ analiz olacaktır. Bazılarının teori-nötr gözlemin imkansızlığını kabul ederek, her empirik araştırmanın kaçınılmaz olarak empirizm tarafından bozulacağı korkusu tetiklenmiştir dersek abartmış olmayız.

Bu anti empirik ve ‘sözde somut‘ eğilime ilk karşı çıkanlardan biri Sartre olmuştur:

“anlayışımızı zenginleştirmek ve eylemi netleştirmek için, olguları artık, Marksizmin genel perspektifinde incelemek söz konusu değildir. Analiz yalnızca ayrıntılardan kurtulmak ve olayların önemini zorlamaktan ibarettir.”1

ve, daha güçlü şekilde:

“Marksizm teorik temellere sahiptir, tüm insan faaliyetlerini kucaklar; ancak artık hiçbir şey bilmez haldedir. Kavramları emir haline gelmiştir: Hedefi artık bildiklerini arttırmak degil, kendisi de mutlak bir bilgi olarak a priori olarak kurmaktır.”2

Raymond Williams’ın yazılarının çoğunda çarpıcı biçimde benzer bir eleştiri yapılmıştır. Örneğin, Marksizm ve Edebiyatta Marksizm’e saldırır;

“…Analitik kategoriler, çoğu zaman idealist düşüncede olduğu gibi, farkında olmadan, maddi açıklamalar haline gelir ve bu da analitik kategoriler olarak konuşmaya teşebbüs eden bütün sosyal süreç üzerinde alışılmış önceliği alır.”3

Ve tekrar, daha ölçülü ama benzer niyetle, E. P. Thompson, ‘üretim tarzı’ kavramını kullananlara ithafen yerinde bir tabirle ‘entelektüel alan korkusu’4 olarak ifade ettiği duruma karşı polemiğe girdi:

“İdeolojik bir kar fırtınasında kaybolmanın korkusunu yaşayan kaşifler, teorinin Arktik’ine yüz metreden fazla uzaklaşamayacakları bir kamp kurdular.5

Bu tür indirgemecilik, ekonomik, siyasi veya kültürel birçok marksist analizin pek çok alanında yaygındır. Bu siyasal açıdan zararlıdır, çünkü somut özgüllükleri kavramakta başarısızlık kaçınılmaz olarak pratiği bilgilendirme girişimlerini zayıflatmaktadır. Pratik her zaman somutun çamurlu sularında gerçekleşir: somutu soyuta indirgemekten başka bir şey yapmayan bir teori ile yararlı bir şekilde bilgilendirme yapılamaz.

Fakat tüm bunlar, sorunun bir ifadesinden başka bir şey değildir. Bunu çözmek için en azından ‘teorik’, ’empirik’, ‘soyut’ ve ‘somut’ gibi kavramları açıklığa kavuşturmak gerekir. Bu makale, özellikle Bhaskar ve Harre6 tarafından son zamanlarda geliştirilen gerçekçi bilim kuramından gelen argümanlardan faydalanarak bunu deniyor. Bunu yaparken, bu kavramlar hakkındaki tartışmayı epistemolojinin mevcut krizini karakterize eden empirisizm ve rasyonalizmin sakatlayıcı kutupları dışına kaydırmaya çalışacağız.

Teori ve gözlem: giriş

Artık, gözlemin teori-nötr olmadığı, aksine teori yüklü olduğu ve teorinin yalnızca ‘olguları düzenleyen’ (order facts) değil, nesnesinin doğası hakkında iddialarda bulunduğu yaygın bir şekilde kabul edilmektedir. Dolayısıyla gözlemler değerlendirilirken belirli teorik kavramlar ve varoluşsal iddialar da değerlendirilir. Gözlemin kesinlik ve nötralliğine ilişkin safça inanışın tahrip ediciliğine karşı yaygın bir yanıt, gözlemin teori-yüklü olduğunu farz eden idealist felsefeyi geliştirmiştir (özellikle konvasiyonalist ve rasyonalist); eğer gözlem teori yüklüyse, teori belirlenimli olmak zorundadır, öyle ki, büsbütün ‘teorik söylem’ içinden olmayan ‘hakikat’ veya ‘nesnellik’ kriterlerinden konuşmak daha fazla mümkün olmaz. Bununla birlikte, en az iki sebepten dolayı bu mantığa sığmayan bir sonuçtur. Birincisi, teori yüklü gözlemin teori belirlenimli olmasına gerek yoktur. Önde gelen konvensiyonalist Feyerabend (1970) bile, bir teoriyi tamamen kendi terimleriyle yorumlanan bir deneyim ile çürütmenin mümkün olduğunu kabul eder.7 Bir ağaçta kaç tane yaprak bulunduğunu sorsam, empirik gözlemim ağaçların, yaprakların doğası ile ilgili kavramlar ve sayım işlemiyle kontrol edilecektir, fakat bir cevap vermek için hala gidip bakmak zorunda kalırdım! Hakikatin ‘söylem dışı’ bir ölçütü olmadığı tartışılmakatadır, Hindess ve Hirst gibi yakın zamanın idealistleri, Wittgenstein’ın dünyamızın sınırlarını dilin sınırlarıyla özdeşleştiren ve ‘varlık hakkında ne bilinebileceği’ ile ‘neyin varolduğu’ sorusunun karmaşıklığını paylaşan yaklaşımını yansıtırlar. Açıktır ki, bilgide söylem dışı kontroller, yalnızca söylemde atıfta bulunulabilir, bu, atıfta bulunulan şeyin, tamamen söylemin içinde olduğu anlamına gelmez.8 İkincisi ve daha basiti, bundan tüm bilgilerin yanılabilir olduğu gerçeği çıkmaz, bunların tamamı eşit derecede yanılabilirdir.

Gözlemin teori yüklü doğasının tanınması, açıklama ve tanımlama arasındaki herhangi bir katı ayrımın terk edilmesi gerektiğini önerirken, muhtemelen teorik araştırma (veya eleştiri veya yansıtma) ile empirik araştırma arasında ayrım yapmak isteyebiliriz. Kuşkusuz empirik araştırmalar asla teori dışı olamaz, ancak teorik tartışmalardan farklı bir etkinlik gibi görünebilir.

Soyut ve Somut

Bu ayrıma yönelik sağlam bir temel sağlamak için: Teorik/empirik ayrımı, ilişkili fakat özdeş olmamakla birlikte, Marksist yöntemde temel olan soyut ve somut ayrımı için gereklidir.

Marx’ın 1857 Girişindeki somut tanımına son zamanlarda ortaya çıkan marksist yazıların birçoğunda işaret edilmiştir, ancak yine de daha bildik olan ‘empirik’ kavramından nasıl farklılık gösterdiğini anlamak için incelemeye değer.

“Somut kavramı, çünkü birçok tanımın bir sentezi, böylece çeşitli yönlerin birliğini temsil ediyor olması dolayısıyla somuttur.”9

‘Somut’ ile gerçeğe ait olan bir şeyi kastediyoruz, empiriğe indirgenemeyen: ‘olgusal’ olandan çok farklı bir şeyi. Somut nesne, basitçe varolduğu için somut değildir, fakat pekçok farklı sürecin kombinasyonu olduğu için somuttur. Buna karşılık soyut bir kavram, bir cismin tek taraflı veya kısmi yönünü temsil eder. Örneğin, bir fabrika gibi bir nesneyi yalnızca dış görünüşü açısından kavramsallaştırırsak, bu kavram empirik olarak gözlemlenebilecek bir şeye işaret etse de tek taraflı anlamda soyutlayıcı olacaktır. Bunu somut bir konsept haline getirmek için fabrikanın dahil olduğu tüm ilişkileri belirtmeliyiz: işgücüyle; tedarikçileri ve alıcılarıyla; alacaklıları ve rakipleriyle vb. Bu çeşitli belirlemeler basitçe sıralanmamış ve “eklenmiş” değil, sentezlenmiştir; yani, onların kombinasyonları, kurucu unsurlarını nitel olarak değiştirir. Bununla birlikte, bu kombinasyonu anlamak için, düşüncedeki her bir unsuru, gerçekte tecrit halindeyken ya da bazen tek başına varolamıyor olsalar da, ilk önce izole etmek zorundayız. Şurası önemlidir ki, somutun gözlenebilir olup olmaması (ve böylece bizim için empirik olması) olumsaldır (yani ne gereklidir ne de imkansızdır). ‘Somut’ ve ‘empirik kavramı eşdeğer değildir.

Tuhaftır ki, Marx “soyutlama” terimini zaman zaman küçümseyici manada da kullanmıştır. Tekrar, 1857 Girişinde, bir ülkenin ekonomi politiği çalışmasını çeşitli şekilde tartışır.10 Onu oluşturan sınıflara ayırmaksızın, nüfus ile başlama olasılığı, bir soyutlama olarak düşünülemez, zira, bunları gizlemek bir kaotik kavrayış olurdu. Diyebiliriz ki, iyi (rasyonel) ve kötü (kaotik) soyutlamalar vardır. Nüfustan (popülasyon) ziyade sınıflarla uğraşmanın ya da nüfusun başka herhangi bir yönünün neden önemli olduğunu göstermek için Marksist teoriyi uzunca bir tartışmaya tabi tutmak gerekir. Böyle bir savunma olmadan, Marx’ın eleştirisi basitçe Marksizm dışı dogmatik bir sav olarak olarak görünmeye eğilimlidir. Burada gerek duyulan şey, şüphesiz ki, aydınlatıcı veya rasyonel soyutlamadan, yanıltıcı soyutlamayı ayırt etmek için gerekli epistemolojik bir ayrımdır: soyut somut ayrımı tek başına yeterli değildir. Üstelik, göreceğimiz gibi, teorik analizden ne anlaşılacağı ile teorik olarak (teorik olarak bilgilendirilmiş) empirik çalışmadan neyin öğrenilmesi gerektiğini ayırmamıza yardımcı olmuyor. Bu sorunları çözmek için, realist bilim felsefesinin bazı yeni metinleri ile haşır neşir olmak gerekiyor.

Realizmin yaptığı en doğrudan meydan okumalardan biri, Hume’un nedensellik ve tümevarım sorunları üzerinedir. Ayrık-farklı, atomistik olaylar ve nesnelerin ontolojisinden başlayarak, Hume bunlar arasında gerekli bir bağlantının bulunmadığını ısrarla vurguladı. Olayların sıralanışını ve örüntülerindeki düzenliliği gözlemleyebiliriz, ancak bunlardaki nedensel bağlantıya herhangi bir atıf sadece psikolojik kökenli olabilir, çünkü C’nin her zaman E tarafından geçmiş deneyimlerde takip edildiği bilgisi mantıksal olarak her zaman bunu yapacağını garanti etmemektedir. Sabit bağlaşımın evrensel olduğunu belirlesek bile, yine de olumsal olurlardı. Nedensellik, düzenli ardıllıkla eşdeğerdir ve dolayısıyla korelasyon veya tesadüfen oluşan ardıllıktan ayırt edilemez.

Tümevarım sorunuyla ilgili bu genel kanının aksi, fakat mantıksal olarak sağlam argüman, ‘felsefenin skandalı’ olarak bilinir hale geldi; çünkü, saatin akrep ve yelkovanını hareket ettiren nedensel süreçleri ve İsviçre banka oranı ile Avustralya boşanma oranı arasında ortaya çıkabilecek tesadüfi ilişkileri birbirinden ayırt edebilme yeteneğine sahip olduğumuz anlaşılıyor. Eğer ‘skandalı’ ciddiye alırsak, o zaman (Popper izniyle) ne doğrulama ne de yanlışlama, hiçbir şekilde kullanılamaz, çünkü doğada herhangi bir zorunluluk olmaksızın, bugün onaylananlar yarın yanlışlanabilir ve tersi de geçerli!11

Realistler, mantıksal olarak dünyanın kendisinin aniden değişebileceği (tümevarımın ‘büyük’ problemi) mantıksal olarak mümkün olmasına rağmen, bunun mevcut dünyadaki her şeyin olumsal olduğu anlamına gelmediğini savunurlar.12 Tüm nesneler veya olaylar bağımsızsa, onların örüntüleri veya oluş sıraları kesinlikle tesadüfidir, ancak bazı değişiklikler şeylerdeki değişikliklerdir, tüm değişiklikler bağımsız veya tesadüfi değildir.13 Başka bir deyişle, atomistik bir ontoloji, bir şeyin doğasındaki bir değişim ve şeyin ardışık yer değiştirmeleri kavramlarını birbirinden ayırmayı imkansız kılar ve sonuç olarak, düzenliliklere, olayların tesadüfi sürekliliğinin rasyonel açıklaması olmadığı muamelesi yapılmalıdır.14

Realistler, atomculuğa olan Humecu metafizik tutukuyu ve nedenselliğin, nesnelerin doğaları dolayısıyla olan gerekli bir eyleyiş tarzı olması yerineanlaşılmasını gereksiz kılmışlardır. Yani, nedensellik ‘C’ ve ‘E’ ayrı olayları arasındaki ilişki anlamında kavramsallaştırılmamıştır, fakat her bir ‘C’ ve ‘E’ deki değişimler anlamında değerlendirilmelidir. Barut kararsız kimyasal yapısından dolayı patlayan ‘nedensel güc’e sahiptir. Bakır kimyasal yapısında serbest iyonlar bulunmasından dolayı elektriği iletebilir. Bu nedensel güçlerin herbiri ‘gerçekleşmiş’ olsun ‘harekete geçirilmiş’ olsun olumsal koşullara bağlıdır, bu şartlar ilk durumda oksijenin varlığı, düşük nem, bir kıvılcım ve ikincisinde bir elektrik akımıdır. Koşullar, nedensel güçleden bağımsız olduğu için, olayların olması (sıralanması) sadece nedensel güçlerin bilgisine dayanarak bilinemez. Bu durumda, barutun patlaması ihtimaldir, ancak belirli koşullarda bunu zorunlu kılar.

Bilimsel yasalar, bu nedenle olayların örüntülerinde iyi ifade edilip desteklenerek ifade edilmiş (well-corroborated), evrensel empirik düzenlilikler olarak değil; mekanizmalar hakkındaki açıklamalar olarak anlaşılmalıdır.

“Bir yasanın tebliği bazı mekanizmaların faaliyeti hakkında iddiayı varsayar, fakat mekanizmaların çalışmaya yönelttiği koşullar veya onun faaliyeti (yani herhangi bir sebeple olan aktüel sonuç) hakkında değildir.”15

Yasa benzerliğinin temel özelliği, evrensellik değil, gerekliliktir. Bu gerekliliğin ifadeler arasındaki ilişkilerde kurulabilecek mantıksal gereklilikle hiçbir ilgisi yoktur; çünkü doğal dünyada olanların, onu tanımlamak için kullandığımız ifadelerle hiçbir ilgisi yoktur. Aksine bu doğal gerekliliktir. Bundan dolayı, belirli bir maddenin veya nesnenin, eyleyiş tarzı gibi o özel güce sahip olmadıkça olamayacağını kastediyoruz. Bir madde elektrik iletemezse, kesinlikle bakır olamaz. Mantıken, bakır da dahil olmak üzere dünya aniden farklı bir hal alabilir, ancak madde hala bakır iken, bu nedenselliğe ve özel bir niteliğe sahip olmalıdır. Bu sadece totoloji meselesi değildir, daha sonra açıklanacaktır.

Bilimsel yasaların realist izahı, marksçı eğilimler olarak yasalar nosyonu ile uyumludur. Değer yasası, empirik bir düzene atıfta bulunmaz, ne bir genelleme ne de bir moda değildir, kapitalist emtia üretiminin rekabetçi doğasından ötürü çalışan bir mekanizmaya değinir. Empirik düzeyde onun tarafından üretilen etkiler, bazen ‘karşı müdahale eğilimleri’ olarak adlandırılan diğer mekanizmalar tarafından üretilenler de dahil olmak üzere, şarta bağlıdır, koşulludur. Marksist kuramın pek çok eğilimi söz konusu olduğunda, mekanizmanın kendisinin nasıl çalıştığını bilmek için fazladan empirik bilgi edinilmelidir. Örneğin, kapitalist üretim ilişkileri göz önüne alındığında, değer yasası zaman içinde meta değerinin düşürülmesine neden olacaktır. Ancak, farklı emtialar için bu düşüş oranı, kullanım-değeri faktöründen, – özellikle talep edilen kullanım değerleri türlerinden ve bunları üretmek için kullanılabilecek teknolojilerin türünden – ve toplumsal bir ilişki olarak değer teriminde sınıf mücadelesi faktöründen etkilenecektir.

Bu realist izahatta, gerçek ilişkilerin kavramsal ilişkiler gibi yapılandırıldığı ve mantıksal ilişkiler üzerine kurulu epistemolojik yasaların yararsız olduğu düşünülmez. Bununla birlikte, kavramlar arasındaki ilişkilerin gerçek olanları tasarlamak (haritalamak) için yapılabileceği savunulmaktadır.16 Gerçek nesne düşünce nesnesinden oldukça uzak olsa da, bu, bazı “tekabüliyet” ya da “pratik yeterlilik” ilişkisinin iki taraf arasında elde edilme olasılığını dışlamıyor.17 Başka bir deyişle, realizm, ne gerçek nesneye uygunluğu garanti eden epistemolojik açıdan ayrıcalıklı bir gözlem dilini varsayar ne de yanlışlıkla, teori-nötr bir gözlem dilinin eksikliğinin, gözlemin hiç bir şekilde uygunluk olamayacak şekilde tamamen teori belirlenmiş olduğunu anlamına geldiğini varsayar.

Harre ve Madden’in (1975) “baba” teriminin tanımında kullandıkları örneği ele alalım. Tanımı gereği, bir baba (biyolojik anlamda) bir çocuğa sahip olmuş ya da çocuğu olan bir erkektir. Bununla birlikte, burada kavramsal gereklilik, erkekler ve doğurganlık arasındaki ilişkilerde empirik olarak keşfedilen doğal zorunluluğu belirtmek için kullanılır. Anlaşılmaktadır ki, bazı aborgin toplulukları, erkeğin doğurmada herhangi bir rol oynadığının farkında değildir ve bu nedenle “baba” sözcükleri için kendi dillerinde herhangi bir eşdeğeri yoktur. Böyle doğal gereklilikleri keşfettiğimizde, nesnelerin tanımlanmasının olumsal olarak ilişkili ögeleri olarak evvelce anladıklarımızı sıklıkla yaparız; gerçekten de bilimdeki ilerlemenin, olguların yükünü hafifletmesi anlamında buna bağlı olduğu söylenebilir.18 Bir baba, çocuk sahibi veya oğlu olan bir insandır demek sadece bir totoloji değildir; öyleyse, bilim serbestçe istediği gibi totolojilerini icat ederek gelişebilirdi. Fakat gerçek nesnelerin tanımladığımız gibi olup olmadığı her zaman empirik bir sorudur. Bu yolla doğal gereklilikler, kavramsal gerekliliklerin şekli içinde dilin ‘içine alınabilir’.

“Bir varlığın doğası ve onun güçleri arasındaki ilişki doğal olarak gerekli ise, bunu varlık hakkında a posterieri bir hakikat olarak algılarız ve böylece dünyada bu durumdaki bir varlık başka seçeneklere vakıf olmalıdır; daha erken ve daha naif tanımlamada, bu şekilde tanımlanan doğası, sonradan gerçek doğasının sonuçlarını keşfeden güçleri ve eğilimleri sadece olumsal olarak ilişkilidir.”19

Keşfettiğimiz tüm doğal gereklilikler kavramsal gerekliliklerin formunda dilin içine alınamaz, bazıları olumsal olarak ilişkili ifadelerle tanımlanabilir.20 Hayatta kalmak için yemeli ve belirli fiziksel gereklilikleri karşılamalıyız, fakat bu doğal gereklilik, muhtemelen bu durumun insanı hayvan ile farklılaştırmayacağı sebebiyle, insan olmanın tanımına dahil edilmemiştir. Bir kapitalistin emek-gücü satın almayı bırakması, sermaye birikimini durdurması ve bu eylemler ile kapitalist olmak için gerekli ilişkiyi bozması mümkün görünebilir, ancak bu şekilde davranarak bir kapitalist olamazdı. Marksizmde bu gerekli ilişkiler, sermayenin tanımına alınmıştır,21 fakat daha basit ifade edilebilecek doğal gereklilikler hakkında başka iddialar vardır, bunlar yine de teori içindedir.

Harre ve Maden’in belirttiği gibi, önceden bağımsız olarak kabul edilen ilişkiler daha sonra zorunlu olarak görülebilir. Hatta, Marksist teorideki bazı yeni eğilimler göstermiştir ki, bazı durumlarda ilerlemenin, önceden zorunlu olarak belirli ilişkilerden (ilişki grupları) oluştuğu görünürken, şimdi sadece olumsal olarak ilişkili olduğu veya daha önceden farkedilenden daha geniş bir bileşime meyilli olduğu bilinmektedir.

Banaji’nin de göstediği gibi, üretim tarzı kavramı hem soyut hem somut kavram olarak yetersizdir. Çünkü farkedilmiştir ki, üretim tarzı üretimin orjinal olarak düşünülen güçleri ve ilişkilerinin birbirine kenetlenmiş kombinasyonlarının muhtemel şekilleri anlamında neredeyse sınırsızdır.22 Nu nedenle, ‘üretim tarzı’ kavramı olması gerekenden az önemde özetleyici bir rol üstlenebileceği görülmektedir. Varolan üretimin ilişki ve güçlerinin aktüel bileşimini saptamak ve nasıl tutarlı (uyumlu) olduğu ve işlediğini çözmek daha önemlidir. Atipik olguları, feodal ya da kapitalist basit kategorileştirmelere ya da hatta çeşitli üretim tarzlarının (bu formlardan her birinin peşinen teori vasıtasıyla bilinebildiği) ‘eklemlemelere’ sokmaya zorlamanın, olguları yanlış teorize etmeye götürdüğü savunulmaktadır ki bu hem yararsızdır hem de gerekli değildir. Banaji, kısıtlı, idealleştirilmiş üretim tarzı görüşlerinin, feodalizm ile kapitalizm ve üçüncü dünya toplumsal oluşumları arasındaki geçişteki Marksist teorinin gelişimini engellediğini göstermiştir. Kavramın daha az teorik bir role dönüştürülmesinin sonuçlarının, insanlar arasında, insanlarla doğa arasındaki ilişkilerin nispeten kalıcı bir şekilde birbirine geçmesi temel fikrine, (görünüşte şaşırtıcı olsa da) zarar vermesinin gerekmemesi, daha düşük seviyede kavramların kullanılmasını unutturmayabilir veya en azından daha az kısıtlayıcı “üretim tarzı” formülasyonları, çok fazla marxist yazıdan çok daha kısıtlayıcı nitelikte değildir.

Şimdi soyut ve somut arasındaki ilişkiyi ve iyi ve kötü soyutlamaları açıklığa kavuşturabiliriz. İyi veya ‘rasyonel’ soyutlama gerekli ilişkileri izole eder. Farklı belirlenimlerin birliği olarak somut, çeşitli gerekli ilişkilerin bileşimidir, fakat bu bileşim formu olumsaldır ve dolayısıyla sadece empirik araştırma yoluyla belirlenebilir. Aslında, somutun formunun, soyutun doğasının bir teorik çerçeveye oturtulabileceği şekilde olabileceği farzedilemez.

Kötü bir soyutlama ya da ‘kaotik anlayış’, gerekli olmayan bir ilişkiye dayanan ya da bölünmezleri gerekli bir ilişkiyi tanımamakla bölen bir kavramdır. Aynı bakış farklı bir şekilde, içsel ve dışsal ilişki ayrımı ile de kurgulanabilir. Bir insan ile bir yeryüzü parçası arasındaki ilişki, her cismin öteki olmadan var olabileceği anlamıyla dışsal ve olumsaldır. Öte yandan, bir toprak sahibi ile toprak kiracısı, köle ve sahip ilişkisi içseldir ve ilişkinin her bir parçası diğerine bağlıdır. Bazen iç ilişkiler, önceki nesnenin her bir çiftteki ikincisi olmadan mevcut olabileceği, fakat tersinin olmadığı, devlet ve sosyal konut, para ve bankacılık sistemi örneklerindeki gibi olduğu gibi asimetrik olabilir.23 Bir akılcı (iyi) soyutlama, -kaotik (kötü) soyutlamanın tersine içsel ve dışsal ilişkilerin yapılarını hesaba kadar.

Kuramlar, soyut düzeyde en güçlü iddilarını, gerekli ve içsel ilişkiler hakkında, belirli şeylerin doğası gereği var olan nedensel güçler hakkında, yaparlar. Onlar, dışsal ilişkilerin formlarına karşı daha bilinemez kalırlar. Fizik, bakırın elektrik iletme gücü konusunda oldukça haklı bir iddiada bulunurken, belirli bir bakır parçasının bunu yapacak konumda olup olmayacağına kendisi taahhütte bulunmaz. İlaveten Marksizmle benzer şekilde, bağımsız olarak davranan soyutlamalar geliştirmemeliyiz; sermayenin ücretli emek olmadan gerçekte olamayacağı gibi. General Motors bugünkü biçimiyle serf emeği çalışabilseydi teori gerçekten sorun olurdu, ancak bu emeğin Amerikan, İngiliz veya Türk olup olmadığına olumsal konusunda yargıda bulunamaması doğrudur. Önceki hakkında kuramsal iddialarda bulunabiliriz ve doğrulamaların veya yanlışlamaların epistemik açıdan önemli olduğunu kabul edebiliriz, ancak olumsal olarak ilişkili süreçler hakkında yapılan empirik iddiaların test edilmesi teorik iddialara olan güveni etkilemek zorunda değildir. Hangi orandaki General Motors iş gücünün Amerikalı olduğunu belirlemek önemli olabilir, ancak bunu yanlış yaparsak, bunun temel teoriye meydan okuyacağının teminatı olması beklenmez.

Bu elbette somut nesne önemsiz demek değildir, bilakis, teorinin bize sağladığı, soyut kavramların belirlenimlerine işaret eden anlamları ile somutun anlaşılmasıdır. Bu bağlamda, Kapital’de ’emtia’ kavramının temel konumu, bize, somutu açıklamak için soyut kavramların kullanılması gerekse de, açıklamak zorunda olduğumuz şeyle başlamamız gerektiğini doğru şekilde işaret eder. Fakat temel teorik konular, bir otomobil olarak örneklendirilebileceği gibi, metanın basit bir kategorisi değil, temel değerleme olarak kullanım değeri-değer ve değişim değeri soyutlamasıyla ilgilidir.

Bhaskar’ın terimleriyle, akılcı soyutlamalar ‘reel’ düzlemle ilgilidir -nedensel güçler ve oluşturucu mekanizmalar; somut kavramlar ‘aktüel’ düzlemle ilgilidir – mekanizmaların harekete geçişi, çalışması ve etkileri, bunlar bizim için olası empirik nesneler olup olmadığına bağlı olarak olumsaldır.24

Şekil 1 Soyut ve Somutun İlişkisi

Şekil 1, tarih ötesi gerekliliklere atıfta bulunan en temel soyut kavramlardan, tarihsel olarak spesifik soyut kavramlar ve realist felsefede ‘mekanizmalar’ın eşdeğerleri olan ‘eğilimler’e yoluyla daha somut seviyeye ulaşmak üzere, Marksizmdeki kavram türlerinin hiyerarşisini özetlemektedir. Görüldüğü gibi, toplumun tarihsel doğası nedeniyle, tarihsel olarak özgül soyutlamalar, zamanın bir noktasında sağlanan temel gerekli ilişkilerin türüne bağlı olarak kullanılmalıdır. Doğa bilimlerinde, doğal gereklilikler empirik olarak da keşfedilir, ancak genelde, değişmezler. Marksizm (aslında her toplumsal teori) doğa bilimlerinin yapabildiği gibi daha temel kavramlara kesin gözüyle bakamamasının nedeni budur: kavramlar tasvir ettiği ya da kurguladıkları gerçeklerle değişmelidir.

Her ne kadar kapitalizmdeki bazı zorunlu ilişkilerin, sermayenin olduğu yerde değer-üreten bir ücretli emeği gerektireceğinin ‘peşinen bilinebilir’ olduğu marxist teoriye ‘kabul edilmiştir’ diyebiliriz, bu bilginin sonuçta bir posteriori zeminde olduğuna vurgu yapılmalıdır. Aynı şekilde, bir çocuğun varlığı göz önüne alındığında, bir baba varlığının ‘peşinen bilinir’ olarak kabul edebiliriz, ancak bu bilgi bile daha önce gördüğümüz gibi bir gerekli bağların a posteriori keşfedilmesidir. Diyagramın üst kısmındaki en temel teorik iddialar bile ilke olarak gözden geçirilebilirdir; inanç unsuru olarak alınmazlar. Gerekli ilişkiler gerçekte var olabilir, ancak bunları bilip bilmememiz olumsaldır.25

Şemada aşağıya somuta doğru hareket ederek, fenomenlerle ilişkili olumsalın bilgisi, soyut gerekliliğin bilgisi ile birleşmelidir. Bu olumsal ilişkiler, aşağıdakilerden etkilenir: (a) sınıf mücadelesi – mekanizmalar veya iş gören eğilimler sayesinde yapıları değişebilir; (b) teorinin kendisi, praksis içinde olarak; ve (c) Popper’ın verdiği nedenlerden dolayı şimdi bilinemeyen gelecek bilgisi. Bu koşullardan bazıları Marksizmin dışında tatmin edici bir şekilde teorileştirilebilir, bazılarının yeniden teorileştirilmesi gerekebilir. Ve elbette, feminizm tarafından üretilen marksizmin eleştirel kavrayışlarının örneği gibi, kavramsal değişimin tek yönlü olması gerekmez. Örneğin, kapitalizm ile ilgili temel teorik önermelerden, değer kanununun firmalara sürekli bir sermayenin yeniden yapılandırılmasını zorladığını söyleyebiliriz ancak bunun ne gibi bir şekil alacağını önceden bilemeyiz, çünkü bu başka şeylerin yanı sıra teknolojinin doğasına da bağlıdır, bu da sırayla bilgi seviyesinin gelişmesine bağlıdır; biz sadece yürümek ve teorik olarak bilgilendirilmiş empirik araştırmalar yoluyla öğrenmek zorundayız.

Marx’ın diyagramda soyuttan somuta hareketteki pozisyonu, bu temel olumsallık unsurunu gözden kaçırıp kaçırmadığı anlamında belirsizdir. Marx’ın dikkate aldığı şudur:

“….açıkçası doğru bilimsel yöntem. … {Led} … soyut tanımlardan somut durumun çoğaltılmasına kadar akıl yürütme yoluyla.”26

‘Akıl yürütme yoluyla…’ tamamen düşünceye dayanan, empirik sorular sormaya ya da sormaya ihtiyacı olmayan bir hareketi önermektedir.27 Bununla birlikte, Girişte (Grundrisse 1857 Girişi) Marx, ‘düşüncede somut’ ifadesinin, gözlem ve kavramanın “kavramlara dönüştürülmesinin bir ürünü” olduğunu söyler.28 İkinci yorum, onun somut tarihî çalışmalarını mantıklı kılacak tek yorumdur. Dolayısıyla, diyagramın seviyeleri arasındaki hareket genelde tümdengelim mantık hareketlerini içermez. Tarih ötesi teorik iddialardan (ör. ‘Bütün üretim toplumsal ilişkiler altında yapılır’) tarihsel olarak özgül iddialara (‘kapitalist üretime mülkiyetsiz işçi sınıfı gerektirir’) doğru hareket etmek için, tarih ötesi iddiaların öncüllerinde içkin olmayan tarihi bilgiler eklemek zorundayız.29

Bu şeylerin peşinen bilinememesinin daha genel bir nedeni vardır ve yine şeyler arasındaki gerekli ve olumsal ilişkiler arasında bir ayırıma bağlıdır.

“Çünkü şeyler, daha önce olmalarına sebep olduğu belirlenmiş olan kendilerini oluşturan koşullara indirgenemez. Bu olgu hem sebeplerin hem de etkilerin zamansal olarak asimetrisini ve zamandaki nedensel süreçlerin geri döndürülemezliğini açıklar.”30

Yani, her şey ‘belirlenmiş’tir fakat, deneylerdeki gibi şartların kontrol edildiği durumlar haricinde şeyler önceden belirlenmiş değildir. Barutun kimyasal yapısı onun nedensel güçleri tarafından ‘belirlenmiştir’, fakat onun patlayıp patlamaması öylece ön belirlenmiş değildir.

Şemada temsil edilen ‘bilgi’ Marksizm üzerine yoğunlaşmış olmakla birlikte, müstakil olarak görülmemelidir, ama doğa bilimleri ve psikoloji gibi farklı alanlara sahip bilgiler ile yatay ve dikey olarak genişlediği algılanmalıdır. Bu ‘söylemler’ ne tekil bir söyleme indirgenebilir ne de ayrıktırlar. Çoğunlukla aynı alanda yarışan söylemler, her ikisinin de kullandığı belirli kavramlara karşı bir sözleşme veya kayıtsızlık içerir. Marksist olmayanlar, tarihsel materyalizmin en temel iddialarından bazılarını kabul edebilirler; örneğin tarih ötesi gereklilikler veya çok özgül somut kavramların bazı sınırlı yönleri hakkında olanları, ancak bu kavramların ‘anlam gölgeleri’, söylemlerinin diğer unsurlarına göre değişecektir.

Marksistler, kendine marksist diyenler (qua marksist), mühendisliğin sosyal bağlamı hakkında farklı yorumları olabilse de, bir mühendisin teknik bilgisini sorgulamaları zayıf olasılıktır. Hiç bir şekilde iki söylem arasında bir karşılaştırılabilirlik söz konusu değildir ve ilk durumda karşılıklı bir anlaşma ve/veya farklılık görülebilir. Her iki durumda da, marksistler, bu marksist olmayan bilgiyi edinmek zorunda kalabilir, soyuttan somuta harekette kendi ilgilerine (örneğin sermayanin yeniden yapılandırılması) anlamak için gerekebilir bu.

Diyagramda gösterilen bilgiler aynı zamanda gerçeğin bir ‘tabakalaşmasını’ yansıtıyor.31 Marksizmin verili olarak ele aldığı (örneğin insan anatomisi), başka bir katmanı etkileyen bir diğer konu üzerindeki çalışmanın asıl nesnesi olabilir. Bu tabakalaşmanın varlığı, toplumdaki her olayın yalnızca bu katmanlardan bir ilk nedene geri dönen bir gerileme ile açıklanabileceği anlamına gelmez; çünkü her katman, diğer katmanlardaki süreçler yoluyla oluştuğu halde, indirgenemezdir: bu belirivermiş güçlerdir. Tam da suyun sahip olduğu güçlerin, hidrojen ve oksijeninkine indirgenemeyeceği gibi, tam da organizma olarak insanın sahip olduğu güçlerin onu oluşturan kimyasal süreçlere indirgenemeyeceği gibi, benzer şekilde belirli maddi ve sosyal ilişkilerin ürettiği sosyal yapının sahip olduğu güçler gibi.32 Ve bu, doğal gerekliliklerin bozulmasıyla değil, fakat daha alt tabakadaki olumsallıkları kullanarak, daha yüksek tabaka nesneleri kasten veya kasıt dışı olarak alt katmana tepki veren, söz konusu belirivermiş güçlerden dolayıdır.

( Bu metnin kapsamı dışında olduğu ve yazarının bu tabakalaşmayı belirgin biçimde belirtecek bir toplum etiyolojisini ana hatlarıyla çizdiği halde, farklı tabakalar olarak ‘ekonomik’, ‘politik’ ve ‘ideolojik’ ‘düzeylerin’ (Althusseryan) her iyi çalışılmamış aceleci yeniden yorumuna karşı tedbir almak konusunda küçük bir uyarı gerekmektedir, çünkü bunların aynı tabakanın farklı parçaları olarak daha uygun görülmesi mümkündür.

Ayrıca, bir kavramın soyutluğu (ya da “tek yönlülüğü”) ya da değindiği katmanın “yüksekliği” ve toplumsal anlamı arasında zorunlu uygunluk bulunmadığı da belirtilmelidir. Bunun nedeni, soyutlamayı ‘kuramsal anlamlılık’ ile ilişkilendirmeye çalıştığımız birçok genelgeçer bilginin soyut niteliğini genellikle unutmamızdır. Adorno, uygun bir illüstrasyon sağlar:

“ ‘İşbölümündeki toplumlar’ kategorisi, ‘kapitalist toplum’ kategorisinden daha yüksek ve daha genel bir basamaktır; ama daha az, daha tali olarak insan hayatları ve bunları tehdit eden şey hakkında söylenecek daha az şey ile – bunun yerine “kentleşme” gibi daha düşük dereceli bir kategorinin konu üzerinde daha fazla söz sahibi olduğu anlamına gelmiyor. Sosyolojik kategorilerin soyutlanma derecesi, toplumun anlaşılmasına katkıda bulunarak doğrudan ya da tersine değişmez.33

Bu teorik görüşte, gerekli ilişkilerin kavramsallaştırılması kesinlikle kritiktir. Mekanizmaların belirlenmesi, nesnelerin dikkatle tanımlanmasına ve yaptıkları işlerle olan ilişkilerine bağlıdır. Buna karşın, varlıkların tanımlanması, empirik kuramsallaştırmada önemsiz bir giriş olarak ele alınmaktadır. ‘Olguların’ basit, atomistik tanımlamalarla kavranabileceği varsayılır ve teorik işlerin bu gerçeklerin düzenlenmesi sorunu olduğu farz edilir. Bu şekilde, birçok gerekli ilişki, genellikle bağımlı oldukları bağlamdan nesneleri sökerek ve tarihsel olarak kendilerine özgü karakterlerini yok sayarak göz ardı edilir veya çarpıtılır.

Marx’ın çalışmasıyla ilgili en çarpıcı şeylerden biri de bu temel açıklamanın titizliğidir. Değişim değeri, neyin ‘önvarsayıldığına’ göre incelenir – özel mülkiyet, işbölümü, emtia üretimi vs.. 1857 Girişi’ndeki (Grundrisse) üretim, dağıtım, değişim ve tüketimin birbirleriyle ilişkilerinin ve bir diğerini önvarsayma biçimlerinin belgelendiği, pasaj oldukça iyi bir örnektir. Dağıtımın her şeyden önce üretim araçlarının dağılımı ve dolayısıyla üretim içindeki bir ilişki olduğuna dikkat çeken Marx, bir iç ilişkinin varlığını ortaya koymuştur.34

Modern burjuva sosyal biliminin bakış açısından, bu tür bir analiz alışılmadık bir bakış taşır. Örneğin, şunlar üzerinde duralım:

“Tüm Üretim, özgül bir toplum biçimi içinde ve onun aracılığı ile birey tarafından doğanın mülk edinilmesidir. Fakat buradan özgül bir mülkiyet biçimine, mesela özel mülkiyete sıçramak saçmadır”35

“…..Hiçbir üretim yapılamayan ve böylece mülkiyetin herhangi bir biçiminin var olmadığı bir olmayan toplumdan bahsetmek bir totolojidir….”36

“Açık, basmakalıp bir nosyon: Üretimde üyeler insan ihtiyaçlarına göre doğanın ürünlerine el koyarlar (yaratır, şekillendirir)”37

Marx bu ifadeleri açıkça bir temel dayanak olarak görüyor, aynı zamanda olağanüstü, ‘açık’, ‘basmakalıp’ olarak görüyordu. Ayrıca yine de, liberal sosyal bilimlerin çoğu, bu “basmakalıp” kavramları bilmiyor gibi görünüyor. Bütün bir sosyal teori, toplumun ‘örgütlendiği’ ancak her nasılsa varlığı doğanın mülk edinilmesinde bağlı olmayan toplumlar üzerine inşa edilmiştir; ve üretimi ve dağıtımı basitçe dışsal ilişkili olarak ele almak hala yaygındır.

İlk karşılaşmada, basit varlıkların ve ilişkilerin tekrarlayan özenli -hatta sıkıcı- tanımlamalarının çoğu, Marx’ın da kabul ettiği gibi ‘basmakalıp’ görünmektedir: gerçekten de değişim değerinin bir işbölümünü varsaydığını söylemek gerekli midir? veya dilin bir birey için varolamayacağını? Ancak, bu ilk kavramsallaştırmaya yönelik sıradan bir tutum benimseyen bilimleri niteleyen, rasyonel soyutlamaları kaotik soyutlamadan ayırmanın vasıtası olan dayanaktır veya en kötü ihtimalle neo klasik iktisadın çoğunda olduğu gibi, onu matematiksel ifade konusuna yani ‘K’ sermayedir ve sermaye ‘K’dir ve ‘hadi bunu modellerle gösterelim’ indirgemesidir.

Yine de, tekrar Grundrisse‘den alıntılara ve ortaya çıktıkları bölümlere atıfta bulunursak, Marx’ın tartışmasında bir belirsizlik görülebilir. ‘Kategorilerin’ birbirini önceden ‘varsadığı’ ‘totolojiler’ olarak ilişkilere atıfta bulunarak, bunların kavramsal ihtiyaçlar olduğu ve fazlası olmadığı anlaşılıyor. Teori, Marx’ın kendisinin a priori bir kurgu dediği şeylerin görünümüne sahiptir. Bununla birlikte, bu kavramsal bağlantıların örneklerinin incelenmesi, gördüğümüz gibi, gerçek ve gerekli bağlara dayandığını göstermektedir.38 Ve gerçekten, pekçok teori büyük ölçüde a priori yapılar gibi görünür. Bu alışılmadık bir şey değildir ve Hume’daki gibi doğal gerekliliği bir atomistik ontolojiyi kabul ederek anlaşılmaz hale getirmedikçe, ve dolayısıyla bazı kavramsal ihtiyaçların gerçek bir temel taşıdığını tanımayı imkânsız hale getirmedikçe, bir endişe kaynağı olması gerekmez.39 Önemli olan soru, ki şayet oluyorsa, gerekli ilişkilerde nasıl zemin bulduklarıdır? Ve sonra teorik kavramlara nasıl dahil olduklarıdır?40 Şayet gerçek bağımsız nesneler arasındaki ilişkiler gerekli bağlar olarak ele alınmazsa, empirik sorular a priori anlamda önyargılıdır, bir teorinin genellikle a priori karakterinin sorun olması gerekmez.

Marx’ın siyasi ekonomi eleştirisinin en temel unsurlarından bazıları, söylemin yanıltıcı mantıksal yapısından kaynaklanan gerçekle ilgili karışıklıkları düzeltmesiyle ilgilidir. Sağduyu şeklinde yorumlandığında, ‘üretim’ ve ‘dağıtım’ kavramları birbirlerini önceden varsaymaz: ilişkileri analitik değil sentetiktir. Yalnızca bu kavramların her biri ‘paketinden çıkarıldığında’ ve nesneleri maddi bağlamlarında incelendiğinde, mutlaka ya da içeride ilgili nesneleri belirttikleri anlaşılır hale gelir.

Artık daha ‘empirik’ ve ‘teorik’in uygun anlamlarının daha ileri netleştirilmesine geçebiliriz.

Empirik

Yukarıda örtük olarak bulunan empirist ontolojinin eleştirisi ve eğilimlerin yasaları tartışması bir ‘empirik dünya’ kavramına saldırıydı. Burada ’empirik’in ‘gözlenebilir olan’ olarak yorumlanması, ‘empirik dünya’ kavramı, ontolojik bir sorunun gayri meşru bir biçimde (empirisist) epistemolojik bir soruna indirgenmesinden kaynaklanmaktadır. ‘Gerçek’ duyu güçlerimizin sınırlarıyla tam olarak eşsüremli olsaydı, o zaman olağanüstü olurdu. Empirik olmayan gerçek dünyayı bu tekbenci hariç tutulması, büyük sorunlar üretir; en belirgin olanlarından biri, yeni bir şey keşfetmeye nasıl geldiğimizi anlamamız üzerinedir. Dahası gördüğümüz gibi, aynı zamanda düşüncedeki-nesne ve gerçek-nesne özdeşliği fikrini de gizler ve bu nedenle, kesin veya empirik bilgiye dayanan tamamlanmış bir bilim anlamına gelir. Bununla birlikte, gözlemin teori yüklü olduğunu kabul edersek, böylece gözlemlenebilir ve gözlem sonucu anlamlandırılabilen arasında net bir ayrım olmadığı fikri korunabilir, bu durumda empirik olanın sınırlarının bulanık ve değişebilir olduğunu kabul etmeliyiz. Empirik olan, bilgimize ve duyusal gücümüze bağlıdır: somut olan (kavramsal nesneler hariç) değil.

Marksizmin öz ve görünüş ayrımı ve empirik epistemolojiyi reddetmesi, ‘empirik dünya’ ile uyuşmaz. Marksistlerin düz, katmanlaşmamış ontolojiyi korurken bu epistemolojii reddetmeye teşebbüs ettikleri yerde, sonuç, temel ve soyutların gerçek nesnelerle ilgili herhangi bir referansta bulunulmadığı ve deneysel bilgiyi anlamak için sezgisel araçlara indirgendiği idealist çarpıtmalar olmuştur. Bilim felsefesinde, son zamanlardaki pozitivizmin konvansiyonalist eleştirisindeki gelişme aynı uyumsuz bileşime dayanmaktadır.41

Mekanizmaların gerçek statüsüne uymaz isek ve yerine, yasalara, evrensel empirik düzenlilikler gibi davranırsak, Bhaskar’ın tabiriyle ‘aktüalizm’ ikilemine düşeriz.42 Kendiliğinden ortaya çıkan, kesin, evrensel empirik düzenliliklerin göze çarpan nadirliğiyle yüz yüze gelindiğinde, şunların her ikisini de yapabiliriz:

a) ‘yasa’ statüsü için herhangi bir rakip bu nedenle çürütülür sonucuna varabiliriz veya

b) yasaların sadece bilimsel deneylerinkine denk ideal koşullara uygulanabileceği ve başka hiçbir yerde uygulanamayacağına karar verebiliriz.

Bu sadece, yasalar makanizmalara atıfta bulunanlarca anlaşılır oluyorsa geçerlidir, empirik düzenliliklerin nadiren anlaşılır olduğu sistemlerde bilimsel bilginin açık başarılı olduğu empirik olaylara değil. Aslında, bu sadece mekanizmalar, emek formu içinde başarılı şekilde düzenlenmiş ‘açık sistemler’ gibi işliyorsa mümkün olur.

Eşit derecede kafa karıştırıcı olabilecek ikinci bir ‘empirik’ algısı ise ‘bundan farklı olabilen’ şeklindedir. Pek çok yorum şunları karıştırır ve eşleştirir: (i) ontolojik alandaki (yani olay ve nesnelerin ilişkileri) nerede olduğu veya olup olmadığı olumsallık soruları ile (ii) epistemolojik alandaki (yani bilgimiz ve dünya arasındaki ilişkiler) olumsallık soruları -veya daha doğrusu ‘yanılabilirlik’-. (i) ve (ii) birbirleriyle ancak olumsal olarak ilişklidir ve ayrıca (i) yukarıda bahsedilenden ilgisiz olan durum yaygındır çünkü dünyanın aniden değişebilmesi durumu mantıksal olarak mümkündür, dünyadaki her şey olumsal olarak ilişkildir. Empirik olanın, analitik açıklamaların gerekli hakikatleri ile karşıtlık içinde mantıksal olumsal ifadeler ile ilişkilendirildiği yerde başka bir karışıklık kaynağı oluşur.

Bizim hesabımızda, olumsallık ve gereklilik gerçeği bütün olarak karakterize eder, ve sadece empirik olarak gözlemlenebilir olan kısmı değildir: gerçek çoğunlukla olduğundan farklı olabilir, fakat aynı zamanda doğal gereklilikler de vardır. Hangi durumu bilip bilmeyeceğimiz olumsaldır, fakat hangisi olursa olsun durumun açıklamaların mantıksal ilişkileri ile ilgisi yoktur, çünkü, daha önce gördüğümüz gibi, dünyadaki gereklilik mantıksal olarak gerekli veya mantıksal koşullu ifadelerle tanımlanabilir.

Teorik

Teorinin en güçlü iddiasını, nesnelerin gerçekleşmeleri dolayısıyla doğaları hakkında ve dünyadaki gerçek ilişkiler hakkında yaptığını savunuyoruz.43 Bunu soyut kavramlara ‘kendni bağlayarak’ yapar, fakat bunlar kendi başına, ortak maddi yapılanışlarda oluşan olumsal ilişkiler hakkındaki daha az sözlü anlatımlara izin verir. Sonuncusu empirik analiz gerektirir.

Bu yorumun çeşitli sonuçları vardır

1 – Bu teori gerçek hakkında iddialar verir ve ayrıcalıklı bir empirik bilgi düzenlemesi için sezgisel bir yardım değildir, gözlem ve teori arasındaki ilişki uygunluk koşulları açısından değil, gerçek nesneler arasındaki nedensel bağlarla ilgili ifadelerle anlaşılmalıdır.

2 – Pozitivizmin konvansiyonalist eleştirisindeki gelişmeler ve bilim felsefesi ile bilim tarihindeki yeni ilgiler ile, bilim insanlarının teorilerine gözlemlerden daha fazla sadakat göstermeleri daha sık görünür olmuştur, hatta ikincinin eski ile çeliştiği görüldüğünde bile. Bu davranış, yeni oluşmakta olan teorileri doğmadan önce çürütmeye karşı koruyan sağlıklı bir kararlılık sağlayan akılcılaştırma olmuştur. Teori-nötr, belirli bir gözlem eleştirisi ile uuyuşmamız göz önüne alındığında, bu itiraz edilemez olur. Fakat bu eleştiri empirisizmin düz ontolojisini reddetmeyi başaramadığı için, mekanizmalar ve olaylar arasındaki gerçek ayrımı dikkate alamasa da bilim insanlarına, bu uyuşmazlıkları işaret etme adına şüpheci bir zemin hazırlar.

3 – Doğal gereklilik kavramı ve gerekli (içsel) ve olumsal (dışsal) ilişkiler algısından yoksun oldukları için, bu felsefeler empirik araştırma ve teorik yansıma arasındaki bir ayrımı sürdürmede zorluk çekerler.

4 – Nasıl ki somutun empirik ile eşleştirilmesinin bir zemini yoksa, Keat ve Urry’nin savunduğu gibi gözlemlenemeyen ile mekanizmalar ve nedensel güçlerin soyut seviyesini tanımlamak (eşleştirmek) için de bir zemin yoktur.44

5 – Teorik zorluk veya yabancı olunan değildir. Sağduyu veya sıradan bilgi, gerçek ihtiyaçlar hakkında pekçok örtük varsayım içerir. Klişeler, – örneğin ‘yaşamak için yemeliyiz’ veya ‘hepimiz ölümlüyüz’, algımızda, önemli bilimsel emeğin ürünü olan ve çoğunlukla ayrıcalıklı azınlığa özgü ve kitleler için alışılmadık olanın bilgi olarak teorik olabilir. Bunu söylerken, herhangi bir ayrıcalıklı statüyle sağduyu oluşturmaya çalışmıyorum; sosyal ilişkiler ve süreçlerin şeyleştirme karakteristik hatasındaki gibi, iş üzerindeki mekanizmalardan dolayı nesnelerin doğası veya aksine onlar hakkındaki yanlışlıklarla yetinir. Bilimsel ve uzmanlık gerektiren bilgilerin, ön yargılı değerlendirmelerin yapılabileceği otonom ‘söylemlerin’ ölçülemeyen bir çifti olduğunu, basitçe inkar etmek isterim. Sağduyu kesinlikle karakteristik olarak bir incelenmemiş söylemdir, ancak onu incelemeye kalkışırsak, bilimsel söyleme nüfuz eden örnekler bulabiliriz. Özel uzmanlık gerektiren ve bilimsel bilginin yeterliliği, felsefi bir mesele değil, maddi (tözel) (substantive) bir sorundur. İmtiyazlı statüsünü üretim koşulları ile güvence altına alan, kusursuz tasarlanmış bir “bilim” ya da “teori” ile, benzer şekilde yine üretim koşulları tarafından da kınanmış olan “ideoloji” ile, basitçe çelişkide olamayız. Bu nedenle, analizimizi bağladığımız soyut kavramlar, oldukça sıradan olan bazılarını içerebilir. Gördüğümüz gibi, bir düzeyde (ör. Sosyal teori) rekabet eden bilimsel ‘söylemler’, bir taahhütü paylaşabilir veya bir diğerinde kritik olan söyleme ilgisiz kalabilir. Gerçeğin tabakalaşmış olmasının tanınmaması durumunda, bu gibi asimetriler, bazı düz ontoloji ilişkileri içinde paradigmalar veya söylemlerin ölçülemezliği veya özerkliğinin kanıtı olarak yorumlanır. Ölçülemezlik kurgusu şunlardan kaynaklanmaktadır: (i) düz ontoloji, (ii) söylemin hermeneutik karakterinin farkında olmayış (iii) Bir söylemin benzersiz olan kavramlara indirgenmesiyle üretilen birçok söylemde ortak olan sıradan varsayımlara körlük (iv) Söylemlerin aralarında olanları tercümesinin mantıksal olarak sürekli olması gerektiği yönündeki yanlış inanç (v) Farklılaşmış stresten ziyade bir tür dengede var olan söylemi oluşturan kavram ağları kavramı.

Eleştirel içerimler

Bu tartışma, somut analizlerin ve açıklamaların yürütülmesinde önemli kritik öneme sahiptir. Ne empirizmin ne de rasyonalizmin burada herhangi bir yardımı yoktur; birincisi teorinin rolünü kavrayamaz, ikincisi teorinin gerçekte nasıl bir alım yapacağını anlayamaz. Soyuttan somuta geçişin tümdengelimli ve tamamen içsel ve marxist teoriye özgü olduğu yönündeki yanlış görüşün, tamamen teori-belirlenmiş olarak gözlem kavramlarına ve tamamen ayrık ve ölçülemeyen söylemlere dayandığını gördük. Bu görüşler, somutun basitçe soyuta indirgendiği bir çeşit indirgemeciliği ve ‘sözde somut’ analizi ve ilgili sistemlerin olumsallık boyutunun kökten önemsizleştirilmesini meşrulaştırma işlevi görmektedir. Ancak, somut analizin gerektirdiği söylemlerin dolayımı ve soyut ile somut arasındaki tümdengeli olmayan ilişki sorun olarak görülmemelidir. Aksine, kutsanan soyutlanmış marxism kavramlarının “kendini onaylayan çember”45 içinde at gözlüğü takmış bir hapsini önlemektedirler. ‘Sözde somut’ araştırma, ‘belirli olayların öneminin dayatılması’nı (Sartre), ‘entelektüel agorafobi’yi (Thompson) ya da sıklıkla analiz için geçilen ‘parçaların adlandırılmasının yaklaşımı’nı üretir. Bu, daha üst düzey soyut kavramların teorik yeniden yapılanmalarının değerli olduğunu inkar etmek değildir, yalnızca yeni kavramların üretilmesi için tek dayanak sağlayamazlar demektir. Eğer anlamlı ve kullanılabilir olacaklarsa, varolan mevcut kavram ağlarına entegre edilmelidirler ve entegrasyon çoğunlukla bilginin basit bir birikiminden ziyade ağdaki anlam değişimini içerir. Ancak, entegrasyon, Şekil l’deki anlamda, sadece “yukarıdan” gerçekleşmemeli, aynı zamanda daha sıradan ve somut kavramlarla da bağlantılı olmalıdır. Tek yanlı bir entegrasyon, mevcut teorilerde halihazırda örtük olarak bulunan hipotezlerde gösterilen devlet üzerine son yazıların çoğunu karakterize etmiştir ve sadece teorik bir yoruma, dile getirmeye, uygun bir okumaya ihtiyacı olmuştur.46 Devletin, kendi ‘emek süreçleri’, ‘sınıf mücadelesinin yoğunlaşması’ veya bir ‘sermaye fraksiyonlarının baskı aygıtı’ veya her ne ise olduğunu bilmek kesinlikle önemlidir, fakat aynı zamanda eğer somut çalışmayı bilgilendiriyorsa, bu fikirlerin ‘alt-mertebe’ kavramlarla ilişkisi de önemlidir. Ve eğer bu “alt mertebe” kavramları, burjuvazi analizleri gibi aynı nesnelerin (elbette farklı şekilde anlaşılan) bazılarına atıfta bulunuyorsa örneğin ‘hükümetler’, ‘sivil hizmet’, bu analizi telafisiz biçimde ’empirik’ yapmaz. Bu “alt mertebe” kavramlar kesinlikle ‘teorik terimlerin’ (empirisistlerin meseleyi göreceği şekilde), ‘operasyonelleştirmeler’i değildir, ama çalışma nesnesinin farklı yönleridir.

Ekonomik analizde indirgeme

Marksist “ekonomik” analizde indirgemeciliğin başlıca biçimlerinden biri, empirik kalıpların Kapital‘de geliştirilen soyutlamaların basit tezahürleri olarak yorumlanmasıdır. Ortak bir eğilim (neyseki şimdi seyrekleşiyor) imalat yerinin fiziksel hacminin fiyat hareketleri temelinde değer hareketlerini etkilemesi hakkında yetersiz varsayımlarda bulunmak gibi düşüncesiz ve kibirli ifadelerde bulunmaktır. Mekanizmalar ve bunların etkilerinin nadiren kendiliğinden birebir örtüştüğü göz önüne alındığında, bu aktüalist bir ikilem yaratmaktadır: ya soyut eğilim bu şekilde var olmaz ya da empirik fenomen soyutu yansıtacak şekilde çarpıtılmış olmalıdır. Bu ikilem, somut sınıf çalışmalarında aşina olmakla birlikte, eşitsiz gelişimin neo-marxist analizlerini de karakterize etmiştir. İkinci durumda, en kötü ihtimalle, gelişmenin koşullu deneysel modellerinin (örneğin, merkez-çevre, metropol-uydu biçimleri) ideal tip temsillerinin, kapitalist gelişmenin eşsiz ifadeleri olduğu varsayılır. Aktüalist ikilem, periferik ‘otonom’ kapitalist gelişmenin karşı örnekleri gösterildiğinde karşı karşıya kalmaktadır ki; ya iddialar geri çekilmek zorundadır ya da istisnaların varlığı inkar edilmelidir. Bazı yeni empirik biçimler (örneğin, kayıt dışı endüstriler, neo-Fordizm) tahmin edildiğinde ve kapitalist gelişmenin son safhasının benzersiz tezahürleri olarak çığır açıcı öneme sahip oldukları onaylandığında, benzer bir problem ortaya çıkar. Her iki durumda da hem empirik ‘kurallar’ hem istisnalar Marx’ın Kapital‘inin soyut savlarıyla oldukça uyumludur. Açık sistemin bir parçasını oluşturan gerekli bir ilişkinin (yani, iç ve dış parametreleri değişken) etkilerinin sistemin tamamına yansıtıldığı yerde pek çok benzeri sonuç üretilir. Örneğin, şuna işaret etmek yaygındır; emek gücünün ucuz olduğu ‘yeni sanayileşen ülkelerde’ sermaye birikimi gerekli karşılığı, bu birikimi desteklediği gibi engeller de, zira pazarın boyutunu kısıtlar. Düşük ücretlerin fazla satınalma gücü oluşturamadığı bir yandan doğru iken, bu ülkelerde iç pazarı makul seviyede oluşturacak kadar varlıklıların yeterli miktarda olup olmadığı olumsaldır. Aslında bu sonuncunun soyut gerekliliklerin bilgisinin temelinin peşinen bilinememesi sözde somut araştırma için tuzaklar yaratır.47

Ekonomik sistemlerde olumsallığın onaylanmasında bu başarısızlık, sadece empirik dünyanın örtük bir kavramının üretilmesi ile sınırlı değildir. Özellikle bağımsızlık teorisi aynı zamanda, pekçok Marksist teorinin ihmal ettiği, bunların nasıl zemin bulduğu sorusunu soran mekanizmalar ve eğilimlerin teorize edilmesinden türemiştir. Eğilimler, soyut ve somut arasında zorlukla ve inandırıcı olmayan şekilde akar, ne eskide zemin bulur ne de yeniye bağlanır.48 Bu yaklaşımların ortak noktası, somut biçimini önceden empoze eden ve içeriği peşinen belirlenen bir ‘ideoloji teorisinin’ beklentisi kadar yanlış yönlendirilmiş bir ‘eşitsiz gelişme teorisi’ beklentisidir. Bir kez daha, soyutlamanın ancak somutu üreten yapıları veya mekanizmaları açıklamalarına yardımcı olması beklenebilir.49

Mandel’in Geç Kapitalizm50 eseri kesinlikle bu ligde değildir, çünkü değer hareketlerine referans ile soyutlama yoluyla dünya ekonomisindeki somut gelişmeleri açıklayan iddialı bir proje girişimidir. Ne var ki, bu projenin başarısı, ‘soyut’ kavramının müphem kullanımı ile ve ‘eğilimler’i empirik ele alışıyla ciddi şekilde engellenmiştir.

“Tarihsel materyalizm açısından, kendilerini maddi ve empirik olarak tezahür etmeyen “eğilimler” [bu terimlerin eşdeğer olduğu anlamına mı gelmektedir?] Hiç bir şekilde eğilim değildir. Bunlar sahte bilincin – ya da bu cümleyi sevmeyenler için – bilimsel hataların ürünüdür.”51

Empirik olmayan gerçek dünyanın mümkünlüğü imkanını dışladığında, O, somutu ifade eden açıklayıcı kavramı olmayışına atıfta bulunulmuş soyut kavramları dikkate almaya mecbur kalmıştır.

” ‘gelişme yasaları’ soyut olarak kabul edilip onlar somut tarihin aktüel süreçlerini daha fazla açıklayamaz olunca, bu eğilimlerin keşfi, bu sürecin devrimci dönüşümü için bir araç olmaktan çıkar. Geride kalan tek şey, ‘gelişme yasalarının’ Hegel’in ‘dünya ruhu’ ile aynı gölgeli varlığa sahip olduğu, dejeneratif bir sosyo-ekonomik felsefe biçimidir. . .”52

Burada Mandel, empiriğin katmanlaşmamış bir ontolojisinin tutulmasıyla üretilen idealist alternatif ile yüzyüze gelir. Açıkçası, kabul edilemez etkilerini görür ve eğilim yasalarının geri çekilmesini önlemek için deneysel düzensizliklerin veya eğilim yasalarının basit deneysel tezahürlerinin belirgin yokluğuna göz yummaktadır. Başka bir deyişle, aktualist ikileme verdiği cevap, varlığını görmezden gelmektir. Kitabın geri kalanında, ‘eğilimler’ çok az düzenlilik sergileyen empirik kalıplardan çıkarılabilir veya okunabilir.53 Mekanizmaların ve etklerinin benzeşmeyişi bilindiği için, bunun yanlış olması gerekmez, empirik düzenlilikler, mekanizmaların varlığını tanıtmak için, ne gereklidir ne de yeterlidir.

Soyut/somut ve teorik/empirik ile ilgili genel yanlış bir algı var! Marksist ‘ekonomik’ teorideki empirik ilişkiler ‘tümdengelimcilik’tir.54 Burada teori, mantıksal olarak türetebilen deneysel formlardan bir dizi önermeyi sağlamalıdır ve bunun indirgemenin bir açıklama getirdiği kabul edilir. ‘Bütün kapitalistler ücretli emekçileri istihdam eder’ ifadesinden, herhangi bir kapitalistin ücretli emekçilerin istihdam etmesi gerektiği sonucuna varabiliriz, ancak bunun nedeni açıklanmaz. Dolayısıyla, değer teorisi konusundaki tartışmalarda sıkça yapılan şey, fiyatların değerlerden çıkarılamayacağı (veya aynı olduğu ve hesaplandığı şey) açıklayıcı kabiliyetine karşı meşru bir argüman olarak kabul edilmemektedir; fiyat hareketlerini (kastedilenin bu olmamasına rağmen), kârın kaynağını vb.55 açıklayabilir. Teorinin, matematiksel olarak formule edilebilmesi ancak, gerçek dünyanın nedensel süreçleri mantık ilişkilerine uyması halinde beklenebilir. Bununla birlikte, kullanım-değeri ve değişim-değeri arasındaki eşitsiz ilişki, bunun olamayacağını garanti eder.

Teorik tartışmalarda (örneğin yeniden üretim formüllerinde), Marx’ın sıkça yaptığı gibi,56 kullanım-değeri ve değişim-değeri arasında sabit bir ilişki olduğunu varsayarak bu eşitsizlikten soyutlarız, ancak bu, uygun bir sezgisel yardım olabilirken, muhtemel somut gelişme çalışmasında basitleştirici bir varsayım olarak kullanılamaz. Değer yasasının baskısı karşısında sermaye birikimi, kullanım-değerleri ve değişim-değerleri arasındaki değişen bir ilişkiye bağlıdır. Bu şundan dolayıdır:

“Bu durumda, sabit sermayenin değeri ile toplam sermayenin değeri (c + v) ile artı-değer arasındaki gerekli iç ilişki yoktur.”57

Bu eşitsizliğin gösterdiği olumsallık unsuru, önsel olarak içindeki organik bileşim ve teknik bileşim arasındaki ilişkinin olumsal empirik sorusuna dönüşen, kâr oranlarının düşme eğilimi hesapları tarafından dikkate alınmaz.

Tümdengelimciliğin dikkatli başlangıç açıklaması ve kavramsallaştırma konusundaki ortak ihmali, kavramsallaştırmanın sıklıkla nicelik kölesi haline getirildiği Marx iktisatında matematiksel analizde özellikle mesleki bir tehlike oluşturmaktadır. Nicelikler, Marx’ın bağlamlarını ve belirlemelerini ayrıntılı olarak inceleyen soyutlamaların teorik ayaklarından koparan, kendi yaşamlarını sürdüren ‘değişkenler’ ve ‘işlevlerden’ biraz daha kolay hale gelir.58 Gerçek determinantlardan tam olarak aynı soyutlamanın aslında değişim-değeri üreten somut toplumsal uygulamaların temelini oluşturması gerçeği ile mesele daha da karmaşık hale getirilir. Başka bir deyişle, bu yanıltıcı soyutlama biçimi, bu kaotik ancak ‘pratik olarak yeterli’ kavram, aslında Marksizmin nesnesini oluşturmaktadır.

Monism

Bütün bu durumlarda, soyut ve somut arasındaki şarta bağlı ilişkileri kabul etmede başarısızlık bir monizm oluşturur. Soyutlanan mekanizmalar aslında farklı sonuçlar doğurabilirse, bu ihtimalin inkar edilmesi, birbirlerine “empirik kanıt” (özenle seçilmiş) gösterebilen birbiriyle rekabet eden monizmler oluşturacaktır. Ve bu tür bir analizin indirgemeci karakteri, nesnelerindeki iç farklılaşma derecesini ve esnekliğini de ciddi olarak hafife alacaktır.

Monizm ve indirgemeciliğin politik sonuçları, ister krizin anlaşılması için çok önemli olan emek hareketinin somut biçimlerini oluşturan çapraz akımlar ağı ister sermaye formundaki farkılıklar ve değişmezlikler olsun, somutun karmaşıklığını kavramada hatalara yol açar. Örneğin, seçtiğiniz monizme bağlı olarak, ya işçi sınıfının potansiyeli hakkında yersiz bir iyimserliğe, ya da emek hareketinin kötü özelliklerinin bütününe yansıyarak üretilen yenilgici asılsız kötümserliğe yol açabilir. Ve bu kötümser yaklaşım, indirgeyici marxizmin kendi kendini meşrulaştıran ve kendi kendine etkilenen siyasi izolasyonu ile pekiştirilmemiştir.

Teşekkürler

Bu metindeki fikirler Roy Bhaskar ve Rom Harre’nin çalışmasına burada referanslar ile işaret edildiğinden çok şey borçludur. Roy ve Simon Duncan, Tony Fielding, Suzanne Mackenzie, Peter Saunders, John Urry, Anthony Giddens, Roy Edgkey ve Scott Meikle’ye ön tasllak için yorumları için çok teşekkür ederim. İtiraz hakkı saklıdır.

Çev: Özgür Elibol

1Search for a Method, 1963, Vintage, p. 27; ‘hakikati çalışmak’ şimdi kâfi görünmüyor, fakat bu yetersizliğin O’nun eleştirisi olduğunu düşünmüyorum.

2age. p. 28, vurgular orjinal. Ayrıca şu yaygın biçimde aktarılan pasaja da dikkat edin: ‘Valery küçük bir burjuva entelektüeldir, kuşku yoktur. Buradaki her küçük burjuva entelektüel Valery değil. Çağdaş Marksizmin sezgisel yetersizliği bu iki cümlede yer almaktadır. . . . Valery’yi bir küçük burjuva ve onun işini idealist olarak nitelendiren Marksist, her ikisinde de yalnızca orada koyduğu şeyi bulacaktır.’ (s 56)

3Marxism and Literature, 1 977, Oxford University Press, p. 81

4The Poverty of Theory, Merlin, 1 978, p . 303. Budalaca bir başlık, bazı polemik aşırılıkları, ve ‘yapının’ öneminin tanınması konusunda başarısızlık (cf. P. Anderson, Arguments Within English Marxism, NLB, 1980) Althussercilik içindeki bazı idealist unsurların düzeltilmesi (tek taraflı olsa da) ile yapılan bir eleştirinin öneminin küçümsenmesine izin verdirmemelidir.

5Age p. 346

6R. Bhaskar, 1 97 5a, A Realist Theory of Science, Leeds Books; 1 975b, ‘Two Philosophies of Science’, New Left Review 94; 1 979, The Possibility of Naturalism, Harvester Press, Brighton. R. Harre, 1 970, The Principles of Scientific Thinking, Macmillan; 1 97 2 , The Philosophies of Science, Oxford UP, London. R. Harre and E.H. Madden, 1 97 5 , Causal Powers, Blackwell, Oxford. R. Harre and P. F. Secord, 1972, The Explanation of Social Behaviour, Blackwell, Oxford. R. Keat and ]. Urry, 197 5 , Social Theory as Science, Routledge and Kegan Paul.

7P. K. Feyerabend, 1 970, ‘Consolations for the Specialist’ in I. Lakatos and A. Musgrave (eds.), Criticism and the Growth of Knowledge, Cambridge UP.

8Cf. A. Collier, 1 979, ‘In Defence of Epistemology’, Radical Philosophy 20, pp. 8-

2 1 , and T. Skillen, 1 979, ‘Discourse Fever: Post-marxist modes of production’, Radical Philosophy 20, pp. 3-8.

9Karl Marx – Grundrisse

10Age

11Bhaskar, 1 97 5a, op.cit., pp. 201-02.

12Harre and Madden, op.cit.

13Harre, 1 970, op.cit.

14Harre and Madden, op.cit. , p. 1 1 0.

15Bhaskar, 1 97 5a, op.cit., p. 95.

16Collier, ibid.

17Cf. ibid and M. Hesse, 1 974, The Structure of Scientific Inference, Macmillan.

18Harre and Madden, op.cit.

19ibid. p. 80.

20Bhaskar, 1 97 5a, op.cit., p. 20 1 .

21Bu Kapitalin her üç cildinde de sıkça tekrarlanan sermaye tanımıdır.

22]. Banaji, 1977, ‘Modes of Production in a Materialist Conception of History’, Capital and Class 3, pp. 1 -44.

23Bhaskar, 1 979, op.cit. , p. 54.

24Bhaskar, 1 97 5a, op.cit., p. 5 2 .

25Bhaskar, 1 97 5 a, op.cit., pp. 1 99-2 1 5 .

26Marx, 1857 Introduction, in Arthur, C . (ed.) The German Ideology, Lawrence and Wishart, p. 141 .

27Grundrisse’in Penguin/NLR çevirisi bundan muhtemelen daha az sorumludur: ‘… the abstract determinations lead towards a reproduction of the concrete by way of thought.’ (soyutun tanımı somutun düşüncede tekrar üretimine götürür) (Marx, 1973 , op.cit., p. 101). Althusser ile karşılaştırın: ‘ … the process that produces the concrete-knowledge takes place wholly in the theoretical practice.’ (somutun üretilme süreci tamamıyle bir teorik pratik sürecidir) (L. Althusser, 1969, For Marx, NLB , p. 1 86).

28Marx, 1973 , op.cit. , p. 101 .

29D. Sayer, 1 979, Marx’s Method: Ideology, Science and Critique in Capital, Harvester Press, Brighton.

30Bhaskar, 1 975a, op.cit., p. 107. Raymond Williams’ın (1973b ‘Base and Superstructure in Marxist Cultural Theory’, New Left Review 82, and Sartre’s concept of the ‘project’, op.cit. , pp. 9 1 ff.) determinizm ve determinasyon ayrımı ile karşılaştırın.

31Bhaskar, 1 97 5a, op.cit., pp. 1 63ff. and his 1 979, op.cit., pp. 1 24ff.

32Age

33T.W. Adorno, 1976, ‘Sociology and Empirical Research’ , p. 239 in P. Connerton (ed.), Critical Sociology, Penguin.

34Marx, 1973 , op.cit. , p. 96.

35age

36age

37age

38Nicolaus’un işaret ettiği gibi, Marx saf idealist kategorilerin sınırının fazlasıyla farkındaydı ‘…sanki görev gerçek ilişkilerin kavranması değil de, kavramların diyalektik dengesiymiş gibi’ Marx, 1973, ibid. pp. 36 and 90.

39Bhaskar, 1 97 5a, p. 149.

40See the Postface to the 2nd edition of Volume 1 Capital (1976, Penguin, p. 102): ‘Kuşkusuz, sunuş yönteminin, biçim yönünden, araştırma yönteminden farklı olması gerekir. Araştırma yöntemi, işlenecek malzemeyi ayrıntılarıyla ele almalı, onun gelişmesinin farklı biçimlerini tahlil etmeli, iç bağıntıların esasını bulmalıdır. Ancak bu yapıldıktan sonra, gerçek hareket yeterince anlatılabilir. Eğer bu başarıyla yapılırsa, eğer ele alınan konunun yaşamı tıpkı bir aynada olduğu gibi ideal bir biçimde yansıtılırsa, karşımızda salt a priori bir yapı varmış gibi gelebilir..’ (çev: A. Bilgi Sol Y.)

41Bhaskar, 1 97 5b, op.cit.

42Bhaskar, 1 97 5a, op.cit. , pp. 9 1 ff.

43Burada, pekçok yerde olduğu gibi, ‘inanılan’ niteliği ortaya koyabiliriz, fakat tüm bilgilerin yanılabilir olduğu düşünüldüğünde, buna özel bir vurgu yapmak için pek fazla neden görünmüyor.

44R. Keat and ] . Urry, op.cit.

45‘History and Theory’, in History Workshop 6, 1 978, p. 2 .

46Compare Sartre, op.cit. , pp. 27-28.

47See the criticisms of Jacobson, D., Wickham, D. and Wickham, ] . , 1979, review of Die Neue Internationale Arbeitsteclung by F. Frobel,] . Heinricks and O.K. Rowolt, in Capital and Class 7, pp. 1 25-30, and Nayyar, D., 1978, ‘Transnational Corporations and Manufactured Exports from Poor Countries’ , Economic Journal,

88, pp. 59-84.

48Castells’i de eleştirdim: Castells’ marxist analysis of capitalist urbanization in The Urban Question, 1977, Arnold, and City, Class and Power, 1978, Macmillan, London, on these grounds in my ‘Theory and Empirical Research in Urban and Regional Political Economy’, 1979, University of Sussex Urban and Regional Studies, Working Paper, 14.

49David Harvey bu fikri şurada geliştirir: ‘The Geography of Capitalist accumulation: a Reconstruction of the Marxian theory’, Antipode 7 (2), pp. 9-21 . Cf. also E.O. Wright, ‘The Value Controversy and Social Research’, New Left Review 116, 1979, which makes some points that are convergent with this.

50E. Mandel, 1 97 5 , NLB.

51 ibid. p. 20.

52ibid.

53İkilem içindeki birinden bekleneceği gibi, Mandel’in iddialı argümanı, ‘soyut’ yorumları arasındaki şaşrtıcı tereddütleri içerir ve bu belki de Kapital’in değişik yorumlarının açıklamasıdır, özellikle cilt II’deki yeniden üretim şemaları üzerine olanların.

54Cf. Harre, 1 970, op.cit.

55B. Fine, 1 980, Economic Theory and Ideology, Arnold. Cf. also S. Meikle, ‘Dialectical Contradiction and Necessity’, in ] . Mepham and D. H . Ruben (eds.), 1979, Issues in Marxist Philosophy: Vol. 1, Dialectics and Method, Harvester, Brighton.

56‘Eğer 1 saatte 1 2/3 libre pamuk, 1 2/3 libre iplik halinde eğriliyorsa, 10 libre iplik 6 saatlik emeğin emildiğini belirler. Çev: A. Bilgi’ Marx, 1976, Capital, Vol. 1 , Penguin, p. 297 .

57K. Marx, 1971 , Capital, Vol. 3, pp. 46-47 , Lawrence and Wishart.

58Cf. the important critiques of modes of abstraction in economic analysis developed by Bettelheim in his critique of Emmanuel in the latter’s Unequal Exchange, 1 972, NLB, pp. 27 1 ff. and by Maurice Dobb in his ‘The Trend of Modern Economics’, 1 93 7 , reprinted in E.K. Hunt and ]. Schwartz (eds.), A Critique of Economic Theory, Penguin, 1972.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s