G.A. COHEN’in TARİHSEL MATERYALİZM OKUMASI ÜZERİNE

G.A. COHEN’in TARİHSEL MATERYALİZM OKUMASI ÜZERİNE

(bu yazı https://komunizminguncelligi.wordpress.com/ sitesinden alınmıştır.)

Özgür Elibol

Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da, bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile —ki, bu, bilimsel bakımdan kesin olarak saptanabilir—, hukuki, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik şekilleri ayırdetmek gerekir. Nasıl ki, bir kimse hakkında, kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilmezse, böyle bir

altüst oluş dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi gözönünde tutularak, bir hükme varılamaz; tam tersine, bu değerlendirmeleri maddi hayatın çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir. İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi varlık koşulları, eski toplumun bağrında çiçek açmadan, asla gelip yerlerini almazlar.”1

Ve devamla;

Onun içindir ki, insanlik kendi önüne, ancak çözüme bağlayabilecegi sorunları koyar, çünkü yakından bakıldığında, her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme baglayacak olan maddi koşulların mevcut oldugu ya da gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar. Geniş çizgileriyle, asya üretim tarzı, antikçağ, feodal ve modern burjuva üretim tarzları, toplumsal-ekonomik şekillenmenin ileriye dogru gelişen çağları olarak nitelendirilebilirler. Burjuva üretim ilişkileri, toplumsal üretim sürecinin en son uzlaşmaz karşıtlıktaki biçimidir — bireysel bir karşitlik anlaminda degil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamında; bununla birlikte burjuva toplumunun bağrında gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karsıtlığı çözüme baglayacak olan maddi koşullari yaratırlar. Demek ki, bu toplumsal oluşum ile, insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur.”

Ekol oluşturmuş düşünürlerin bazı metinleri, düşünce sistematiğini özetleyen bir manifesto niteliğine bürünebilir, zaman zaman amacını aşar ve Marksizm babında bu metinde olduğu gibi çok farklı felsefi temellerden beslenen takipçilerin çok farklı yorumlarına maruz kalır. Hepsinin bir Marksist felsefeden bahsetmesi ancak, pozitivist, tarihselci, yapısalcı, realist felsefelerden beslenmeleri ve Marksizmi bu temellerden edindikleri meşreplerce yorumlamaları söz konusudur. Bu durumda “Marksist felsefe var mıdır” sorusu oldukça meşrudur. Bilindiği gibi diyalektik ve tarihsel materyalizmden ve çoğunlukla bunu “ustaların” özetlediği şekliyle ifade etmek, Marksist felsefenin izahatı gibi düşünülür. Anlaşılır bir paket gibi sunma kaygısı, formülleştirme tutkusu ile yapılmıştır bunlar. Peki o halde neden bu kadar farklı yoruma açıktır? Birbirlerini kıyasıya eleştiren bu Marksizm yorumları bol bol Marx metinlerinden faydalanır. Bu yazıda bu çetrefilli konulara genel olarak girmeyeceğiz. Ancak Marx’ın 1859 Önsözü üzerine temellendirilen “Tarihsel Materyalizm” fikri üzerinde G.A. Cohen’in 1978 tarihli Karl Marx’ın Tarih Teorisi: Bir Savunma adlı eserinde ifade ettiği işlevselci yapısal savunudan yola çıkarak, Tarihsel Materyalizmin temel kavramları üzerine bir fikir turu yapacağız.

Cohen’in kabul ettiği, Marx’ın meşhur pasajı ve genel Marx okumasının işlevselci olmayan yorumları soruna yol açar düşüncesidir. Marx’ın yukarıda yaptığımız uzun alıntısının Hegel’ci tine dayanan tarih açıklamasınnın yerine tarihsel gelişmenin maddeye dayandırıran ifadeler olduğunu savunur. Ancak bunun açıklanması gerektiğini söyler ve Hegel’i başaşağı çevirme görevini sürdürür. Açıklama tarzını işlevsel açıklama olsarak tanımlar. İşlevsel açıklamayı, Cohen “Bu ifadelerin anlaşılabilirliği, bir görüngünün sonuçlarının onun açıklamasına katkıda bulunduğu ayrı bir açıklama prosedürüdür”2 olarak belirtir. Benimsenen yöntemin ve çözümlemeye eşlik eden felsefenin kilit önemde olduğunu düşünüyorum. Ancak bu metnin konusu bu değil. İşlevsel açıklama sorunları çözüyor mu, inceleyelim.

G.A. COHEN’DE TARİHSEL MAYERYALİZM VE MADDİ ALGISI

Cohen, Marx’taki teorik farklı söylemden yola çıkarak ekonomik toplumsal ilişkileri ve maddi üretimi kategorik olarak ayırması gereksiz analitik çıkarımlara yol açıyor. Maddi üretim ve toplumsal ilişkiler bağının ve ayrımının Cohen’de sorunlu olduğunu düşünüyorum. ‘Ekonomik yapıyı oluşturan üretim ilişkilerine üretimin toplumsal ilişkileri diyoruz, çalışma ilişkileri ise üretimin maddi ilişkileridir.’ Bu ayrımın Marx’a dayandırarak gerekçesini şöyle izah ediyor: “..Marx, “maddi üretim ilişkilerini bu ilişkilerin tarihsel ve toplumsal belirlenimleri”yle birbirine karıştıran iktisatçıları eleştirmiştir. Başka türlü böyle bir karıştırma olamayacağına göre, toplumsal olmayan üretim ilişkilerini kabul etmiştir. Burada “maddi üretim ilişkileri” olarak işaret edilen şeyin tek mantıklı adayı, çalışma ilişkileri kümesidir, doğa üzerinde ortaklaşa ya da ayrı ayrı çalışan ve karşılıklı olarak birbirlerini donatan fiziksel varlıklar olarak insanlar arasındaki bağlantılardır.”

Maddi üretim ilişkilerinin tarihsel ve toplumsal belirlenimlerini birbirine karıştırmak eleştirisinden toplumsalın maddiden ayrımı çıkmaz. Detaylı bir Marx okuması, Marx’ta ‘sosyal pratik’ olarak maddi algısında hiç bir sorun oluşturmaz. Oluşturmaması gerekir. Ancak, Marksizm’in tamamlanmamış bir felsefe olması, Engels’in ileride pozitivizme zemin olacak tanımlamaları, yüzeysel Marksizm okumalarında, maddi olanı algılanabilen ile sınırlaması bilimselin bir takım aslında naturalistik nesnelerini -maddi olana dayansa da- ‘madde dışı’ algılamaya yol açar. Cohen burada benzeri bir hata yapıyor3; maddiden kastı toplumsal olmayan, ve, Marx’tan şu alıntıyı dayanak gösteriyor: “İnsanın üretken güçleri ve dolayısıyla toplumsal ilişkileri gelişmiştir… Maddi ilişkileri bütün ilişkilerinin temelidir. Bu maddi ilişkiler, maddi ve bireysel faaliyetinin içinde gerçekleştiği tek zorunlu biçimlerdir.”4 Ama, İlginçtir, Marx, burada üretken güçleri (maddi) toplumsal ilişkiler ile eşleştiriyor açıkça. Ne var ki, Cohen kendi ayrımında ısrar ediyor. Nihayetinde kendi ile çelişkiye düşmemek için şu önermeyi kuruyor:

Sonuncu ifadeye karşın (Bu maddi ilişkiler, maddi ve bireysel faaliyetinin içinde gerçekleştiği tek zorunlu biçimlerdir.) biz, bizzat çalışma ilişkilerinin üretken güçler olmadığını savunuyoruz.”

Cohen’in burada yaptığı hatayı Sayer farkediyor. Alman İdeolojisindeki pasajda5 açıkça belirtildiği gibi toplumsal ilişkiler üretken güçlere dahil edilmiştir. Cohen’in firkrini Marx’a dayandırma çabası boşunadır. Bu konuda detay için Derek Sayer Soyutlamanın Şiddeti V. Bölüme bakılabilir.

Kaçınılmaz olarak buradan şu sonuç çıkıyor: ‘Maddi ilişkiler üretken güç değildir.’ (Zira maddi ilişkiler çalışma ilişkileridir, üretim(in toplumsal) ilişkileri değil.) Burada oluşan çelişkiyi, yani üretim ilişkilerinin üretici güç olup olmaması, şöyle bir teorik kabul ile aşmaya çalışıyor: “emeği örgütleme şekilleriyle ilgili bilgi üretken bir güçtür, idari emek gücünün bir parçasıdır; fakat bu bilgi uygulandığında kurulan ilişkiler üretken güç değildir. Bir ilişkiler kümesi için hazırlanan taslağı bizzat ilişkilerin kendisinden ayırt etmek gerekir ve üretken güç olan birincisidir…. Görevler bölündüğünde girilen ilişkiler ne kullanılır ne de sahiplidir.”

Buradan şöyle bir sonuç çıkıyor; üretim için girilen ilişkiyi üreten şey üretken güçtür, o üretimin gerçekleşmesi için üretilen ilişki, üretken güç değildir. Neden? Bunu ilişkiler/güçler ayrımını kurmak için yapıyor, ancak baştan ilişkiler gayrı maddidir yanılgısıyla yola çıkmasaydı bu ayrım için bunlara gerek kalmazdı. Oysa üretken güçler-üretim ilişkileri ayrımını maddilik üzerinden kurmamalıydı. Maddi/maddi olmayan ayrımı yapılmadan da üretken güçler/üretim ilşkileri ayrımı pek tabi yapılabilirdi.

Derek Sayer, Soyutlamanın Şiddeti eserinde bu konuları tekrar masaya yatırıyor: “Cohen’in üretim güçlerinin, toplumsal varlıklardan ayrı olarak, maddi olduğunda ısrar etmesi önemlidir. Öncelik tezine tutarlılık kazandırılacaksa kabul edilmesi gereken bu maddi/toplumsal ayrımını, Marx’ın eserinde sistemli ve temel olarak görür.”6

Sayer de, bu kabullerin tutarlılık sağlamak için yapıldığını ifade eder. Ancak, bu ayrımın sağlam bir felsefi temelini kurmuyor, bunun yerine üretici güçler maddidir, dolayısıyla mülkiyet ilişkilerini temsil eden üretim ilişkileri maddi değildir kabulü üzerinden bir diyalektik çalıştırılarak tutarlı olunmaya ve Marx savunulmaya çalışılıyor. Ancak, Sayer’in şu satırları dikkat çekicidir: “Marx’ın 1859 Önsözü ve başka yerlerde -kesin bir kavram olmaktan çok, bir analoji olarak- bir temel/üstyapı metaforu kullanımları da, yüne metinler arası tutarlılıktan uzak bir kullanımdır.7

Maddi/toplumsal algısındaki sorunu Sayer de farkediyor. Ayrıca, üretken güç (üretici güç, üretim gücü8) olarak tanımlanan şeylere ‘toplumsal’ olanın da zaman zaman satır aralarında Marx tarafından dahil edildiğinin de farkında. Sayer, bu üretici güçler, üretim ilişkileri ikiliğinin Ollman’dan ödünçle bir içsel ilişkiler diyallektiği ile açıklamayı tercih ediyor. “Şeyler -Cohen’in ve ana akım Marksizmi’in büyük bölümünün tersine kendi başlarına ve kendi içlerinde üretken güçler değildir. Bu, doğası gereği ilişkisel ve dolayısıyla tarihsel ve bağlamsal bir kavramdır.”9

Cohen’in algısını çarpıtan şeye epistemik yanılgı diyebiliriz. Roy Bhaskar’ın bize öğrettiği gibi, epistemik yanılgı, varlığa dair söylemin bilgiye dair söyleme indirgenmesidir. Üretken güçler, soyutlamasında Cohen ve pek çok Marksistin gerçekte varolan, deneyimlenen, görünen şeyi araması, toplusal olanı ki aslında ontolojiye aittir gayrı maddi algılaması ile yapılan hata budur.

ÜRETKEN GÜÇLERİN ÖNCELİĞİ?

Cohen, doğrudan üretken güçlerin önceliğini ilan ediyor ve Marx’taki çelişkili durumların çıkardıkları zorluklarla boğuşarak, bu iddiayı Marx’a dayandırmaya çalışıyor. Elbette Tarihsel Materyalizm üzerine yazan herkesin yapacağı gibi Ekonomi Politiğin Eleştirine Katkı’nın 1859 tarihli Önsözü metnine başvuruyor ve bu metnin temel önermelerini derleyerek sıralıyor:

1…üretim ilişkileri….maddi üretken güçlerin…. belirli bir gelişme evresine karşılık gelir.

2 Gelişmelerinin belli bir evrresinde toplumun maddi üretken güçleri o zamana kadar içinde hareket ettikleri… mevcut üretim ilişkleriyle çatışma içine girerler.

3. Bu ilişkiler, üretken güçlerin gelişme biçimlerinden onların engelleri haline gelirler.

4. O zamanbir toplumsal devrim çağı başlar [ekonomik yapıda bir değişikliğe neden olur]

5. İçerebileceği bütün üretken güçler gelişmeden hiçbir toplumsal oluşum yok olmaz…

6. Varlığının maddi koşulları bizzat eski toplumun rahminde olgunlaşmadan, yeni, daha yüksek bir üretim ilişkisi asla ortaya çıkmaz.

Cohen’in toparladığı bu ifadeler dogmatik bir ‘tarihsel materyalizm’ teorisinin temelleri olmuştur. Bu ifadelerden bir tarih algısı çıkarabiliriz. Tarihin motoru ileriye doğru işler, bu motor üretici güçlerdir denilebilir, üretim ilişkileri ve üretken güçler uyum içindeyken o toplumsal oluşum hayatta kalır, ama üretici güçler öyle bir gelişir ki, o toplumsal oluşuma ait üretim ilişkileri o güçlerin daha fazla gelişmesine izin vermez ve yeni bir toplumun doğması için koşullar olgunlaşır; aksi halde yeni bir toplum o toplumun içinden çıkmaz; yani bir devrim imkansızdır. Bakın, Cohen’in aktardığı 6. önerme açıkça ‘daha yüksek bir üretim ilişkisi asla ortaya çıkmaz diyor.’

Burada sınıf mücadeleleri ve sosyal yapının ilişkisel doğasından dolayı öngörülemezliği gerçeği göz ardı ediliyor. 6 ifadede ve pasajın tümünde Hegelci tarzda, yükselen, ileriye giden bir amaç içeren süreç diyalektiği10 okunabilir. Hegelci diyalektiğin ‘kendi kendini oluşturan, kendi kendini farklılaştıran ve kendi kendini ayrıntılandıran rasyonel süreç’ olarak bir yönü olduğunu, ‘Marx’ın Hegel diyalektiğini eleştirdiğini ama Hegelci olanla ilişkili (yöntem ve süreç) bir diyalektik ile çalıştığına inandığını’ (Bhaskar) biliyoruz. Şimdi acaba burada bahsedilen üretken güçlerin tarih boyunca gelişme eğiliminde olması gerçeği midir? Marx’ın Önsöz’üne bakarak bunun böyle olmadığını söyleyebiliriz. Bu gerçek ile birlikte Marx üretken güçlerin net olarak üretim ilişkilerine ve toplumsal oluşumlara karşılık geldiğini ifade ediyor. Hindistan’daki dengesiz gelişim örneğinde olduğu gibi, Kapital bir bütün olarak bu ifadeler ile çelişebilir. Sonra malum 5. ve 6. maddeler; yani, Marx, üretken güçlerin sürekli gelişme eğiliminden farklı olarak, bunlara paralel toplumsal oluşumların olduğunu ve onların yasa gereği bir çizgisel ilerlemesi, üretici güçlerin nitel-nicel gelişmişlik düzeyi bir noktada varolan ilişkileri zorlar ve toplumsal formasyonun değişimi yani devrim ile yeni toplum kurulması gerçekleşir. Marx’ın -en azından- önsözde ifade ettiği budur. Ve bu bize erekselci bir tarih algısı izlenimi uyandırtır.

Marx’taki Hegelci etki, Hegel’deki gizemsel kabuğun içindeki rasyonel özü bulmak için başaşağı çevirmesi mistisizmden kurtulup kurtulmadığı muhakkak bu yazı ile bağlantısı kurularak değerlendirilmelidir. Her ne kadar Marx bu şekilde ifade etmiş olsa da Hegel diyalektiğini nasıl ve neye dönüştürdüğünü açıklamaya zaman bulamadı. Marx metinlerinde daha çok sorunsalı dönüştürdüğünü söylebilsek de, Önsöz’deki pasajda Hegelvari bir tarih algısı, etkisi farkediliyor.

Cohen’e dönelim; metnin içinde barındırdığı sorunlar ile hiç ilgilenmeden, sadece metni ‘üretken güçler önceliklidir’ tezine dayanak yapmaya çalışmakta. Bu haliyle bu tartışma bizce çok anlamlı olmuyor. 5. önermenin ne şekilde anlaşılabileceğine örnekler verirken Cohen şu anlaşılması güç ifadeyi kuruyor: “…5’in, bir ekonomik yapı giderse ondan daha iyisini temsil eden biri yerine geçer demediğine dikkat edin. 5, gerilemeye -yerine daha geri birinin geçtiği ürekenliğinin zirvesine ulaşmış bir ekonomik yapıya- izin verir.” Buradan çıkarımımız, Cohen’in Marx’tan anladığı illa eskimiş toplumun yerine üretici güçleri geliştirecek yeni ve ileri bir toplumsal oluşum geçmek durumunda olmadığı, üretken ama daha ‘geri’ bir toplumsal oluşuma geri dönülebilir olduğudur. Yani kapitalizmden verimli bir feodalizme dönülebilir. Elbette ‘geri’ gidişler olabilir, tarih toplum karmaşıklığı bunun koşullarını oluşturabilir. Marx’ın Önsöz’deki bu ifadesinde bahsettiğinin geri gidiş olduğu söylenemez. Ama Cohen, 5. önermenin kendi tersini gerektirmediğini söylerken haklıdır. Yani, “bir ekonomik yapının içerebileceği üretken güçlerin sınırı var mıdır?” Veya “sınırı nedir?” sorularından bağımsız olarak, “ ‘içerebileceği bütün üretken güçler gelişirse bir ekonomik yapı’nın yok olmasını gerektirmez.”

6. maddeyi yorumlarken Cohen, cümleyi aynı anlama gelecek şekilde şöyle söyler: “Yeni ve daha yüksek bir ekonomik yapı için yeterli üretken güçler gelişmişse, o ekonomik yapı ortaya çıkar.” Ve ekliyor: “6’nın söylediklerine karşın, bunun evrensel olarak doğru olması gerekmez. 6, tarihsel düşük yapmalara izin verir.” Ancak, önerme çok açık; ve Cohen’in söylediği gibi düşük yapmalara izin verir yorumu yapılamaz. Ancak, Cohen’in tarihsel sağduyusu böyle bir kat’i yasanın olamayacağının farkında ve bu ilaveyi yapıyor. Cohen, Önsöz’deki tarihsel materyalizm anlayışını tutuyor ve toplumlarda pek çok diğer etkeni ile birlikte, sınıf mücadelesi olgusunu dışarıda bırakıyor. Tarihin itici yasasının üretici güçlerin gelişimi ve içinde olduğu üretim ilişkilerini zorlamasıyla yeni toplumların doğabileceği anlayışını savunuyor. Ancak, bu noktada yine tarihsel sağduyusu şu alanı açmaya zorluyor onu: “güçler ile ilişkiler çatışma içine girdiğinde ortaya çıkan şey kısacık bir dönüşüm değil, olasılıkla yüzyıllarca süren uzun bir geçiş dönemidir. Fakat bu durum, yukarıdaki belirlemelerde sadece önemsiz değişiklikleri zorunlu kılar. Geçici fosilleşme ve geriye çekilmelerin olanaklı olduğunu ifade eder. Yeni toplumun gelmesi gecikebilir ve bazı geri adımlar söz konusu olabilir; fakat önünde sonunda gelmek zorundadır.” Bu alan açma çabası bizce sorunu çözmüyor. Toplumlar, diğer etkenler geride bırakılarak, üretken güçler ve üretim ilişkleri mücadelesi ile açıklanamaz. Örneğin bu bize, kapitalizmin sanayi devrimi sonrası gelişimi, paylaşım savaşları, Batıda işçi aristokrasisinin oluşumu, milli kurtuluş mücadeleleri hakkında ne söyler?

Cohen, üretken güçlerin önceliği iddiasına Marx’tan destek ararken Önsöz ile sınırlı kalmıyor, Alman İdeolojisi, Felsefenin Sefaleti, Manifesto’dan ve Ücretli Emek Sermaye’den de kanıtlar buluyor ve bunların 1840’ların yazıları yani kendi ifadesi ile genç Marx’ın yazıları olduğunu söylüyor. Ancak, daha geç eserlerden de kanıtlar arıyor, Grundrisse ve Kapital’den peşpeşe alıntılar yapıyor. Ancak, bizce bu alıntılar, Marx’ın erken yazılarındaki bir amaca doğru giden, üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkilerin doğurduğu tarih yasalarının zorunluluklarıyla ilerleyen çizgisel bir tarih anlayışını ve hatta açıkça üretken güçlerin önceliği tezini bulmak güç. Ancak, Cohen ‘olgun Marx’a da bunu yani zorunlu, kaçınılmaz bir gidişi olan tarih anlayışını atfetmekte, teorisini bunun üzerine kurmakta.

Cohen’deki sorunlar kanımca;

1- tarihin durdurulamaz akışı, içsel teleolojik bir diyalektiği, ki Hegel mistisizminin Marksizme sızmasıdır bu, fikrini benimsemesi ve sorgulamaması, Girişte yaptığımız alıntının ikinci kısmı Marx’taki teleolojik tarih algısını daha iyi ifade etmektedir.

2- O’nun ‘maddi’ olanı algısı; ‘maddi’ olan, Cohen’de, üretken güçler, üretim araçları, emek gücü ‘nü ifade etmektedir. İlişkiler ona göre maddi olanı ifade etmez. Maddeci felsefede madde önce gelir, dolayısıyla ispatlanması gereken bir üretken güçlerin önceliği teorisi vardır.

3- Marx’ın dönem içinde ifade edilmemiş olsa da fikirlerindeki değişimi algılayamamış olması (bilindiği gibi -mesela Althusser’in ifade ettiği gibi- bu değişim çok keskin bir kopuş şekilnde değildir. ‘olgun Marx’ta da ‘genç Marx’, ‘genç Marx’ta da ‘olgun Marx’ bulunabilir) ve Marx’ın -şu veya bu sebeple- boş bıraktığı alanları ‘hatalı’ bir felsefi kavrayış ile doldurması,

4- İlişkiselliği kavrayamayışı, ilişkiselliği dışında kavranamayacak şeyleri bağımsız şeyler gibi kavraması; Cohen ‘sermeyanin bir ilişki olduğunu söylemek, bir kocanın ilişkisel koca statüsünü edinmesini sağlayan evililik ilişkisi olduğunu söylemektir’ karikatürünü çizerken, her savunusuna bir iki pasajla destek bulduğu Marx, ‘bir zenci bir zencidir. Ancak belirli koşullarda köle olur. Bir makine bir makinedir. Ancak belirli koşullarda sermaye olur. Bu ilişkilerden koparılırsa sermeya değildir. Altın tek başına para değildir.’ görüşünü hayatı boyunca, genç ve olgun döneminde savunmuştur.

5- işlevsel açıklamasındaki pozitivizm. Cohen, Hempel’in deduktif nomolojik şemasını kurar, aslında yaklaşımı Hume’cudur. İlişkisel bir tarz yerine (çok ilginçtir Darwin’i de yanlış yorumladığı tözcü açıklamalarına bakınız) sabit bağlaşımları ve nedensel izahatları kullanıyor.11

Althusser, genç Marx’taki Hegelci etkiyi görmüş, dolayısıyla tarihsel materyalizm teorilerindeki Hegel mistisizmine karşı durmuş, Kapital’in Marx’ı ile erken dönem Marx arasındaki değişimi farketmiştir. Dolayısıyla savunusu Cohen’den farklıdır.

Althusser, Cohen’in ısrarla savunduğu üretici güçlerin önceliği tezini açıkça burjuva ideolojisi olarak tanımlar.12 Cohen’in ve dogmalaştırılmış tarihsel materyalizm ideolojisinin (Althusser’in deyimiyle incili) temeli olan 1859 tarihli Ekonomi Politiğin Eleştirisine “Önsöz”ü sorunlu bulmakta. Althusser’in savunduğu önerme şudur: “Üretici Güçler ile bir Üretim Tarzını oluşturan Üretim İlişkilerinin özgül birliğinde, mevcut sınırlar içinde belirleyici rolü oynayan, Üretim İlişkileridir.”13

Althusser, Marx’ın Önsöz’ünde, Cohen’in de savunduğu tezi dayandırdığı metnin açıkça Hegel’in tekrar edilmesi olduğunu söylüyor; “Üretici Güçlerin gelişim dereceleri diyalektiği gibi (Hegel’de İdea’nın gelişim uğrakları) yüzde yüz Hegelcidir.”14 Cohen’in Marx’ın Kapital öncesi eserlerinde dayanak bulduğu bu anlayışa, Kapital’de dayanak bulurken zorlandığı görülür. Althusser, Marx’ın bu Hegelciliğini Kapital’de aştığını iddia eder. “Kapital’de, gerçekten de, 1-Üretici Güçler ile Üretim İlişkileri birliği, asla bir içerik -Biçim ilişkisi olarak düşünülmemiştir ve 2-vurgu Üretim İlişkilerine yapılmıştır ve Üretim İlişklerinin önceliği hiç tartışmasız kabul edilmiştir.”15

Althusser’in de haklı olarak ustaca açıkladığı gibi, Marx’ın Önsöz’de ve Cohen’in bulup buluşturduğu başka metinlerde ifade ettiği gibi, (5. önerme) “İçerebileceği bütün üretken güçler gelişmeden hiçbir toplumsal oluşum yok olmaz..” kabul edilse idi, ne Sovyet ne de Çin Devrimi olabilirdi. Ya da bu teori bu gerçekliği izah eden bir önerme değildir.

İlişkilerin önceliğine ilişkin, Avrupa dışı -Selçuklu, Osmanlı veya Çin vs.- feodalizminin neden kapitalizme geçemediği sorusunu irdelemek verimli olacaktır. Cohen, bu sorunsala yönelik ilişkilerin belirleyiciliğini ‘idealizm’ olarak yorumluyor. Yine bu sorun Cohen’in maddi algısındaki sorundan kaynaklanmakta.

Cohen’e nazaran, Sayer’de Tarihsel Materyalim’e referans olan kavramları, Marx’a atfetmekteki güçlük daha açıktır. Cohen, temel tezlerine Marx’tan destek bulduğunu düşündüğü noktada belirlemeyi yapıyor ve geçiyor, Sayer, kavramların kullanımının doğurduğu sıkıntılar ile daha fazla boğuşuyor.

Bir amacı olan tarih şeklindeki bir tarihsel materyalim algısında olduğu gibi Marksistler, çoğunlukla Hegel etkisiyle, bilim adı altında mistifikasyonlara düşmüştür. Üretken güçlere, yöntemleri de dahil edebilir, bu Marx’ın ifadelerinde de var. Hatta, eğer tekdüzelik verimi artırıyorsa bu da üretici güçtür diye ediyor, Sayer, haklı olarak, Taylorizmi hatırlatıyor. Bant parçası olmuş, alıklaştırılmış işçileri üreten ve bu ilişkliler ile kendini üreten sistemin gelişkin üretici güç olduğunu elbette söyleyebiliriz. Peki, bu üretici güçlere nasıl bir ilişkiler sistemi uymaz ve devrimi zorunlu kılar? Mistifikasyonun burada olduğunu iddia ediyoruz.

Konu ile ilgili kayıtsız kalınamayacağı için Sayer’den şu uzun alıntıyı yapalım:

“Burada (Marx – 1867 Kapital C.1), üretim ilişkillerindeki değişimler teknolojideki gelişmeleri getirir, tersi doğru değildir….

“Marx’ın anlatısı, aslında (mantıken) daha sonra döneceğim Cohen’in fonksiyonalist ‘öncelik tezi’ yorumuyla uyumludur. Gelgelelim, bu iddianın standart nedensel versiyonlarıyla açıkça bağdaşmaz niteliktedir. Bunun karşısında Anderson, Bettelheim, Balibar ve diğerleri, geleneksel paradigmayı tersine çevirerek, bunun yerine ilişkilerin güçler üzrindeki üstünlüğünü savunmaya çalıştılar. Bu çabalarına yakınlık duymakla birlikte, ben sorunun asılsız olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda bu çözümün, çeşitli nedenlerle, yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. İlkin, değneği çok fazla büküyorlar; göstereceğim gibi Marx’ın buradaki analizinin, Cohen’in anlamıyla olmasa bile ‘öncelik tezi’yle uyumlu olmasının bir nedeni var. Ama güçler ve ilişkiler arasındaki nedensellik çizgisini tam tersine çevirmek, Marx’a göre insani üretken yetinin büyümesinin, tarihsel ilerlemenin temel dinamiği olarak kalması gibi önemli bir alanı anlaşılmaz hale getirir. İkincisi, -burada adını andığım yazarla aslında kendileri genellikle bunun sorumlusu olmalarına karşın- terimleri öylece tersine çevirmek, üretken güçlerin Marx’ın kendisine ait olmayan ve, aşağıda ileri süreceğim gibi, özellikle fetişist bırakmak gibi bir sonuç getirebilir. Son olarak, ikilemden bu çıkış yolu, 1859 Önsözü’nün iddialarını uygunsuz diye kenara atmayı gerektirir ki, hiç akla uygun olmaz.”16

Sayer burada çelişki içinde görünmektedir. Tarihe bir yasa açıklamak gibi bir motivasyonu olan, bir itici güç belirleme çabasından kaynaklandığı anlaşılan, bu konuda uçlardan birine yönelmemek fikrindeki imkan hariç, özellikle son maddede ifade edilen ‘Önsöz’ ile çelişme dehşet fikri ile yüzleşememesi, bu çelişkiyi kaçınılmaz kılıyor.

İlişkiler ve güçler diyalektiği kurulması gerektiği gibi, ‘güçler belirler’ görüşünden tam anlamıyla vazgeçmek istemeyen Sayer, yukarıda da ifade edildiği gibi, (yine Marx’tan referansla) toplumsal ilişkilerin, üretici güç olduğunu ifade eder. Yukarıdaki alıntıda bahsettiği, ‘konunun yanlış konuluşu’nun anlamı budur ve bizce oldukça dikkate değer. Sayer’i buraya yönelten yine Marx’taki kapitalizme özgü, sermayenin işçi üzerindeki biçimsel boyunduruğu ile mutlak boyunduruk arasındaki fark hakkındaki tezlerini yakalaması oluyor. Marx’ın buradaki tespit becerisi, realist felsefesi ile oldukça tutarlı. Diğer pek çoğunun yaptığı gibi, Roy Bhaskar’ın ifadesiyle bilginin söylemini gerçeğe indirgemiyor, yani epistemik yanılgıya düşmüyor ve Marksizm adına konuşan pozitivistler gibi deneyimlenen ile onun üzerindeki mekanizmayı birbirine karıştırmıyor.

ALTYAPI-ÜSTYAPI

Klasik Tarihsel Materyalizm izahatında ekonomik altyapının, mülkiyet ilişkileri, hukuki sistem, kültürel alan, bu altyapıya tabi üstyapıyı ifade eder.

Sayer bu klasik algıdaki sorunları Acton’dan da yararlanarak görüyor ve geliştiriyor. 1859 Önsözü’nde Marx ne diyordu, “mülkiyet ilişkileri, üretim ilişkilerinin hukuki ifadesinden başka bir şey değildir. Peki, toplumun ekonomik temeli, o temel altyapı, diyor, yine ‘tarihsel maddecilik’te tanımlanan o temelin üstyapısına ait hukuki biçimle nasıl tanımlanır? H.B. Acton’dan Sayer’in aktardığı bu tutarsızlık ile ilgili itiraza katılıyorum. Ancak, asıl sorun Marx’ı belli bir alanı soruşturan ve bu şeklide bilimsel faaliyet yürüten bir bilgin olarak değil, yazdıklarına kutsal metinlermiş gibi yaklaşıp, o metinlere arkeoloji uygulayan ve haplaşmış formüller haline getiren Marksistlerde diye düşünüyorum.

Sayer devamla H.B. Acton’dan aktarıyor: “’toplumun maddi veya ekonomik temeli’…açıkça anlaşılabiliecek bir şey değil, hele hele insanların hukuki, ahlaki ve siyasal ilişkileri dışında, gözlemlenebilmesi bile güç”. Acton’ın bu satırlarını, felsefi algı sorunu, pozitivist felsefi kabullerle yapılmış fikir yürütme olarak eleştirebiliriz. Ne var ki, Cohen’in eleştirisi aynı sorunlu felsefi düzlemde kalınarak yapılıyor. Kendi sorunlu ‘yapısal Marksizm’ düzlemi benzeri bir pozitivizmi aşamıyor. Üretim ilişkilerini ayırıyor, bir tanımı günlük üretime, diğerini mülkiyete atıyor. Sayer, bu sefer Cohen’i, aslında Althusser’e yapılmış eleştiri üzerinden Thompson ile tartıştırıyor. Thompson özetle, bu ‘yapısal’ belirlemeler ile tecrübelerinin örtüşmediği, bu alanlarda böyle ‘bilimsel’ tanımlamaların komik kaldığını ifade ediyor. Elbette sosyal gerçeklikle, bilimsel natüralizmi örtüştüremeyen idealizmin eleştirisi anlaşılır. Şimdilik konumuz bu boyutları tartışmak değil.

Sayer, Marx’ın Grundrisse’de Kapitalist Üretim Öncesi Biçimleri detaylı inceleyerek, aslında Temel-Üstyapı ayrımının aslında kapitalizmin bir görüntüsü olduğunu söylüyor. “Mülkiyet, başlangıçta [kapitalizm öncesi], insanın kendi doğal üretim koşullarına kendi mülkü olarak, kendi varlığının önkoşulları olarak davranmasından; bu koşullara insanın kendisinin doğal koşulları ve kendi bedeninin uzantısı olarak davranmasından başka bir şey değildir.”17 derken Marx, klasik, mülkiyet ilişkileri yani hukuk yani üstyapının, kapitalizm öncesi üretim tarzlarında öyle olmadığını ifade ediyor. Şu ifadeler vurgulamak istediğimiz fikri güçlendirecektir: “Öyleyse mülkiyet, bir kabileye (topluluğa) ait olma demektir, ve bu topluluğun toprakla, bireyin inorganik bedeni olrak yeryüzeyiyle ilişkisi sayesinde, bireyin toprakla, üretimin dışsal temel koşuluyla -çünkü toprak aynı zamanda hammadde, alet ve üründür de- kendi bireyselliğine ait önkoşul olarak, kendi varolma tarzı olarak kurduğu ilişki çıkar ortaya. Biz, bu mülkiyeti, üretim koşullarıyla olan ilişkiye indirgiyoruz.”18

Görüldüğü gibi ‘Tarihsel Materyalizm’ tanımlanırken kullanılan unsurlardan biri olan ekonomik Altyapı-Üstyapı ayrımı, gerek ekonomik ilişkilerin ifadesi olan mülkiyet ve mülkiyet ilişkilerinin ifadesi olan hukukun alt üst edilmesindeki karışıklık, gerek, kapitalizm öncesi üretim tarzlarında bu ilişkilerin üretimin kendisi olması ve değinmediğimiz ama Marx metinlerinde bulunan üretimin toplumun ve bireyin yeniden üretimini de kapsayan ifadeleri ve bu konunun genelde değerlendirme dışı bırakılması nedenleriyle, tarihin ‘yasası’ olmaktan uzak, bir genellemedir. Cohen, Altyapı-Üstyapı ayrımını bilimsel yapısal bir yasa olarak tespit ederken, Sayer, Acton’ın da katkısıyla bu ayrımdaki sorunları, bunu, bilimsel bir yasadan ziyade felsefi bir ayrım, olması şeklinde bir kabul ile sorunları aşmaya çalışıyor. Sayer de Marx’a atfen bir niyet okuması yapıyor ve aslında bu ayrımın Marx’ın klasik idealizm eleştirisi olduğunu, üstyapı olarak ifade edilenin aslında maddi temel tarafından belirlenen “bilinçliliğin toplumsal biçimleri” olduğunu, Marx’ın bundan ötesini ifade etmediği savunuyor.19 Sayer’e göre bu metafor, toplumsal varlık ve toplumsal bilinç arasındaki ilişkiye ilişkindir; altyapı toplumsal varlık olurken, onun belirlediği toplumsal bilinç üstyapıdır. Koşullar toplumsal bilinci belirlerken bazı aksaklıklar oluyor; mantığı sürdürünce, “temel ilişkilerin özü ile kendilerini bilince sundukları çeşitli yanıltıcı görüngüsel biçimler arasındaki bir ayrım, onun kapitalizm eleştirisinin sistemli, düzenleyici ilkesidir.”20 Zaten Marx söylememiş miydi, “şeylerin dış görünüşü ile özü doğrudan örtüşseydi, bilim gereksiz olurdu” diye.21 Sayer’in tarihselci yorumunun sorunu çözmediğini savunuyorum. Öncelikle, toplumsal koşulların, toplumsal bilinci ne şekilde belirlediği kesinlikle açıklanamıyor. Materyalist bir ideoloji teorisi ile, maddenin bilincin dışında ve ondan bağımsız varolduğu gerçeği ile ve maddenin kendisinin ve ilişkiselliği ile toplumun maddesinin bilince etkisi, eğilimler, süreçler, mekanizmalar izah edilebilir, ancak bu Sayer’in savunduğu şekliyle altyapı üstyapı metaforuna bir destek sağlamaz. Ve kendisi, tantananın koptuğu ‘1859 Önsözü’nde söylenenler sadece bir kılavuz çizgisidir’ görüşünü dile getirerek bunun aslında çok da belirleyici olmayan ‘eni sonu metafor’ olduğunu ifade eder. Burada kısmen haklı olduğunu söyleyebilirim. ‘Kısmen’ çünkü, bu metafor felsefede maddeden yana tavır alışın ifadesi, aslında bir bakıma Hegel idealizmine bir antitez olduğunu ama bunun yanında bir tarih anlayışı da koyulmaya çalışılıyor. Sayer’in haklı olduğu bir başka konu kavramların tarihselliğini göstermeye çalışmasıdır. Peki başka ne yapıyor, malum metaforumuzu desteklemek için özellikle Marx’ın Yahudi Sorunu eserinden yararlanarak siyasal devletin ideolojik bir biçim yani üstyapı olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu konu bambaşka bir alana kapı açmakta, siyasal devletin ideolojik biçimden öte boyutları olduğunu söyleyerek, detaya bu yazı kapsamında girmeyeceğim.22

KAPİTALİZMDEN SOSYALİZME

Cohen’in benimsediği Tarihsel Materyalizm anlayışına göre, kapitalizm üretici güçlerin sürekli gelişmesi için o zamana kadarki en uygun toplumsal formdur. Zaten, “ücretli emeğin genel varlığı, üretken güçlerin ücretli emekten önce gelen evrelerdekinden daha yüksek bir gelişme düzeyini gerektirir..”23 “daha fazla üretme dürtüsünü ekonomik sistem dayatmaz: Aksine, tikel insanların motivasyonlarından kanynaklanır. İkincisi, düşünülen ölçüsüz arzuları bulunan kapitalizm öncesi egeenlerin, bu arzularını üretkenliği geliştirmek için kaynak ayırma yönelimiyle birleştirmeleri olası değil.”24 ve nihayetinde Cohen’in kapitalizm üretken güçleri itmesi konusundaki haklı tespitleri şu cümle ile özetleniyor: “Kapitalist ekonomik yapı ve sınıflı yapılar arasında yalnızca kapitalist yapı, üretken gücün sürekli gelişmesine itilim verir.”25

Bu aşamadan sonra Cohen’in tartışılması gereken bazı çıkarımları şöyle özetlenebilir. Feodalizmden kapitalizme geçiş ile birlikte üretici güçler kapitalizmin yapısı gereği ivme kazanırlar. Bu dönem kapitalizmin ‘haklı’ olduğu dönemdir. Çünkü ancak bu sayede sınıfsız topluma gggiden yapıtaşları döşenir. Bu koşullar hazır olduğunda artık kapitalizmin haklılığı kalmaz. Bu koşulların hazır olması sosyalizmin mümkün olduğu aşamadır. Bu çıkarımlar, çizgisel, aşamalı, yukarıda Althusser’in eleşttirdiği erekli tarih anlayışının doğal sonucudur.

Kapitalizm, birey ve kurumların çıkarlarının çatışmasına, rekabete dayanması ile sömüren ve sömürülen, ezen ve ezilen ilişkisini yeniden ve yeniden üretir ki bu durumda ‘haklılık’ atfı tuhaftır. Doğal olarak bu tarihsel materyalizm anlayışının çalıştırılmasıyla, “Peki, kapitalizmin sosyalizme geçişe izin veren bir teknolojiyi yaratmış olduğu zaman, neden onun özellikle şiddetli krizlere maruz kaldığı zamandır? Yanıt şu değildir: Kapitalizm ne kadar çok zayıfsa sosyalist devrim o kadar çok gerçekleşebilirdir ve krizleri en derin olduğu zamanlar kapitalizmin zayıflığının en büyük olduğu zamandır. Zira, kendi başına zayıf bir kapitalizmin olanaklı kıldığı şey, sosyalizmin inşası değil, kapitalist sistemin potansiyel olarak tersine çevrilebilir yıkımıdır: Anti-kapitalist devrim vaktinden önce olabilir ve bu nedenle sosyalist amacını başarabilir. Başarılı bir devrimi olanaklı kılan, yeteri ölçüde gelişmiş üretken güçlerdir. Sorun, gelişmiş üretken güçlere ulaşmanın neden kapitalist sistemin işleyişindeki sert ‘çelişki’ ve ‘kasılmalarla’ çakıştığıdır.”26 sonucunu çıkartıyor. Bu sosyalizme geçiş için yeterli üretken güçlerin gelişme düzeyinin ne olduğu sorusu muğlaktır. Ayrıca, reel devrimler, Sovyet ve Çin deneyimleri bu anlayışa göre, başarılı sayılmazlar.

Cohen, üretken güçlerdeki ne düzeyde bir gelişimin hangi mekanizma ile sosyalizme geçişe izin verdiği izah etmez, kapitalizmin depresyonunun tek başına onun yıkılışı olamayacağını, proleteryanın örgütlülük ve bilinç düzeyinin de yeterli olması gerektiği lafzı tekrarlar. Demek ki, üretken güçler ‘yeterli’ gelişmeden proletaryanın örgütlülük ve bilinç düzeyi yeterli olursa, kapitalizm yıkılabilir ama bu yıkım geri döner, başarılı bir devrime yol açmaz, üretken güçlerin sosyalizmin kurulabilmesi için yeterli düzeye gelmesi ise bilinçli ve örgütlü proletarya olmadan tek başına kapitalizmi yıkmaz diyor Cohen. Elbette bu görüşü de Marx’tan alınma. Marx’ın bu konuda, Cohen’in faydalandığı metinlerinde, sosyalizmin muhakkak ‘yüksek’ bir üretkenlik düzeyine ulaşmış olması gerektiği, toplumun ‘adına yaraşır’ bir sosyalizm için, gelişkin bir refah düzeyi, boş zaman vs. için, sınai gelişkinliğe ulaşmış bir altyapının şart olduğunu aksinin sefaletin genelleştirileceğini ve bu durumun kapitalist restoresyon ile sonuçlanacağını söyler27. Demek ki, Marx, bu devrimin üretken güçlerde ‘gereken’ gelişmeyi yaratamayacağını bunun kapitalist toplumsal oluşumun işi olduğunu söylüyor. “Marx, üretken gelişmenin 3. evresinde sosyalist denemenin başarısızlığa mahkum olduğunu düşündüğüne göre, üretken gücün 4. düzeye gelişimini sosyalizmin yönetemeğini savunuyor olmalı.”28 “Sosyalizmin maddi temelini kurmak için, kapitalizm tarafından tamamlanan uzun bir sınıf eşitsizliği sıkınntısı gerekir (antagonizma yoksa ilerleme de yok – Marx- Felsefenin Sefaleti)”29 Cohen’in bu konuda yaptığı açıklamalar, devrim sonrası koşullarda reel sosyalizmlerin aşikar olan, üretken güçleri nasıl geliştirdiğini açıklayamamaktadır.

Bolşevik, Çin devrimleri ve 20. yy’ın sosyalizme yönelmeyi hedefleyen kurtuluşçu hareketlerinin hiç de Marx’ın öngördüğü koşullarda olduğu söylenemez.

Peki bu realiteden bu devrimlerin geriye gidişini Marx’ın haklı çıkışı olarak mı, bu devrimlerin gerçekleşip bir hikaye oluşturmalarını Marx’ın teorisinin reddi olarak mı okumalıyız? Cohen, detaylandırmadan soruya şu cevabı veriyor: Geri kapitalist toplumlar, kapitalizmin seviyesine gelme telaşına düştüğü için sosyalizmi kurma süreci sakatlanacaktır: “Sovyetler Birliği, sosyalizmin benzemesi gereken şeyin kötü bir modelidir; zira, başından beri kapitalizmin tehdidi altındaydı ve yok olma pahasına ‘yetişmek’ zorunda kaldı. İleri kapitalist bir ülkedeki sosyalist devrim, kapitalizmi yakalamak zorunda kalmazdı.”30

Cohen’in ontoloji algısındaki sakatlığı belirttik. Marx’ın realizmini yansıtan meşhur sözlerine31 ilişkin yorumları şöyle özetlenebilir:

– Duyu organları yetersiz olduğu için bilimsel gözleme gerek vardır,

– Gerçeklik bazan açık bazan derinde olabilir, mesela kapitalizmde gizli iken sosyalizmde herşey açıktır.

Bu durumda Cohen’in Marx’ın bu sözlerinden çıkarılması gereken realist yorumdan uzak olduğunu, Cohen’in felsefede pozitivizmi aşamadığını, kapitalizmin gizeminin bir şeyleşme teorisi ile algılandığını söyleyebiliriz. Cohen’in epistemoloji algısı da sorunludur. Gerçeklikle görüntü arasındaki farkı yaratan toplumsal çatışma, gideren çatışmasızlık; duyu organlarının yeterliliği ya da yeterli olduğu durumlar değildir. Marx’ın görüntü ile gerçeklik arasında işaret ettiği ayrım, gözlem ile teori farkı değildir, Cohen’in yaptığı gibi böyle yorumlamak, pozitivist felsefe içinde kalmaktır. Oysa, bu söz Maksizmin pozitivist algısına yapılacak eleştirinin temel dayanaklarındandır. Marksizmin pozitivizme bulaştığı anlara antitezdir. Cohen pozitivist bilim algısını aşamamış olması nedeniyledir ki, yanlış anladığı bu ayrımı kabul etmekte dahi zorlanır, koşullara bağlar.

SONUÇ YERİNE

Uslup olarak, olumlu eleştiriyi genelde söze başlarken yapmayı tercih etmeme karşın, sonda söyleyeyim; tüm bu eleştiriler, Cohen’in çalışmasının değerini düşürmez. Marx metnindeki boşluklardan bahsettim yukarıda, bu boşlukların bu alanda düşünen zihinler açısından sorusal oluşturması ve buradan ‘adına yaraşır’ bir bilimsel yargıya tartışmadan varmak imkansız.
Yukarıdaki satırlarda Marx’a atfedilen Tarihsel Materyalizm’in temel kavramlarına eleştiri olduğu da açıktır. Bu yazı temelde bunu yapmayı amaçlamadı. Ancak elbette muhakkak üzerinde durulması gerekir. Marx’ı yer yer Marx’a karşı savunma ve eleştirme cürreti gösterilmeli. Marksizmi artık yok sayamayız, O, dünya üzerinde insan ilişkilerinde eşitsizlik ve buna karşı mücadeleler olduğu sürece anılmak durumunda. Marksizme sirayet eden ve onu kendi meşrebince yorumlayan felsefeleri anlamak, doğru tasnif etmek gerekli. Bu aslında genel olarak sosyal bilimin sorunu.

Bhaskar’ın belirttiği gibi Marx, bir yandan kapitalist üretim tarzını analiz eder ve eleştirirken öte yandan bir tarih teorisi (Tarihsel Materyalizm) işi ile uğraşıp, ikisini de bitiremediği gibi bağlantılarını da kuracak vakti bulamadı. Yaşanılan sıkıntı ve yorum farklarının temel sebebi bu ve yukarda belirttiğimiz gibi bu çabalara farklı felsefelerin eşlik etmesidir. Bu açığı kapatmak için girişilen “son kertede belirleme” (Engels), “hangi özerk yapının belirleyeceğini belirleyen ekonomi” (Althusser) gibi çabalar malumdur. Altyapı-Üstyapı metaforunun analizi ve belirleyici olarak tercih edilen yan idealizm ile indirgemecilik arasında gidip gelmeye yol açar.32

Ve son sözü Bhaskar’a bırakmak istiyorum: “Tarihsel Materyalizmin, eğer empirist sosyolojinin ve tarihyazımının ötesinde herhangi bir gelişmeye işaret etmesi isteniyorsa, sanırım ekonomik fikirler kadar hukuki, politik, kültürel, dini, felsefi ve bilimsel fikirlerin de açıklamasını veren bir çerçeve sağlaması gerekir. Spesifik olarak şunları önermek istiyorum: 1) Fikirleri ite kaka bir çuvala sıkıştırmak ve üstyapı kategorisindeki farklılaşmamış bir blok olarak görmek mümkün değildir; ve 2) salt ekonomik etkinlik de dahil her türlü etkkinlik, (Feuerbach Üzerine 1. Tez’in işaret ettiği üzere) zorunlu olarak düşünsel bir bileşene ya da veçheye sahiptir, bu demektir ki, fail yaptığı şeyin ne olduğuna ve niçin bunu yaptığına dair (kuşkuşuz hataya düşebilecekse de) bir anlayışa sahip olduğu ölçüde, etkinlik bundan bağımsız düşünülemez.”33

Özgür Elibol

2015 – İstanbul

1Karl Marx – Ekonomi Politiğin Eleştirine Katkı’ya Önsöz (Cohen kitabında alıntının buraya kadar olan kısmını aktarıyor; devamının burada yapacağımız analize katkısı olacağını düşünüyoruz. Cohen çevirisi Ahmet Fethi’ye ait, Yukarıdaki Marx alıntısı Sevim Belli çevirisidir)

2Cohen – Karl Marx’ın Tarih Teorisi akt. Sayer (Soyutlamanın Şiddeti) – s. 155 İşlevselci açıklamanın detayları için, bkz. Age.

3Bu hatayı başka bir taraftan Lukasch ve benzeri Batı Marksizmi okumaları da yapmaktadır. Sosyal süreçlerin, doğadan kesin ayrılması, sınırlı bir diyalektiği sadece toplumda işletmek.

4Marx – Felsefenin Sefaleti

5“gerek kişinin emekteki kendi üretimi gerek çoğalmada yeni bir yaşam üretimi olsun, yaşamın üretimi…çifte bir ilişki olarak ortaya çıkar: bir yandan doğal, öte yandan toplumsal bir ilişki olarak, Toplumsaldan, hangi koşul altında, hangi tarzda ve ne amaçla olursa olsun, birden çok bireyin elbirliğini anlıyoruz. Bunu takip edecek olan, belirli bir üretim tarzının veya sanayi aşamasının, daima belirli bir elbirliği tarzıyla veya toplumsal aşamayla birleşeceğidir ve işte bu elbirliği tarzının kendisi, bir üretken güçtür. (1846) aktaran Sayer)

6Derek Sayer – Soyutlamanın Şiddeti

7Derek Sayer – age

8Sayer’in bu kavramın kökenine ilişkin Marx’taki Orijinal kullanımına ilişkin vurgusu önemlidir. Marx’ın Produktivkrafte yani ‘üretken yetiler’ kullanımı aslındda bir niteliği ifade ettiğini, bunun yerine ‘güçler’ ifadesinin kullanılmasının ‘bağımsız varlık’ algısını oluşturduğunu ifade etmesi oldukça önemlidir.

9Derek Sayer – agr s.51

10Bkz. Bhaskar Gerçekliği Yeniden Kazanmak

11Bu konuda oldukça başarılı eleştiri için bkz. Sayer s.162-167

12Althusser – Yeniden Üretim Üzerine, VIII EK

13Althusser – age

14Althusser – age

15Althusser – age

16Sayer – age s. 60

17Karl Marx – Grundrisse s.383

18Karl Marx – Grundrisse s. 384

19Sayer s 118: .. “bilinçliliğin toplumsal biçimleri” kesinlikle Marx’ın ‘üstyapı’ddan anladığı şeyin bir parçasıydı. Cohen bunları böyle sınıflandırmak gerekip gerekmediğinin, görece önemsiz bir mesele olduğunu düşünür. Ben o kanıda değilim. Zira ben Marx’ın üstyapıya ‘ideal’ veya ‘idealist’ olarak göndermelerinin, onun bütün bu temel/üstyapı metaforunun anahtarı olduğuna inanıyorum. Kısacası, ‘üstyapı’, gerçekliği görgül olarak ayrılabilir bir düzeni olarak değil, düpedüz ‘temel’in kenddisini oluşturan ‘maddi’ ilişkilerin bütünselliği içinde, bilinçte tezahür eden ‘ideal’ biçimdir.”

20Sayer s.128

21Marx’taki reaizmi çok iyi yansıtan bu cümlenin ne şekilde algılandıını göstermesi açısından ilginç.

22İlgi için bkz. Sayer s.144

23Grudrisse – aktaran Cohen age

24Cohen – age

25Cohen – age

26Cohen – age

27Marx – Artı Değer Teorileri akt. Cohen.

28Cohen – age

29Cohen – age

30Cohen – age

31“Şeylerin görünen biçimi ile özü doğrudan çakışsaydı, her türlü bilim gereksiz olurdu” – Kapital 3
“sadece eylerin uçucu görüntüsünü yakalayan günlük deneyimmle yargılanırsa, bilimsel hakikat her zaman paradokstur..” – 1865’te işçilere verdiği bir seminer, aktaran Cohen – age

32Roy Bhaskar – Naturalizmin Olanaklılığı s.96

33Roy Bhaskar – age. s.97

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s